Ali Kılıç

Güldane ve Ali Kılıç
Güldane ve Ali Kılıç
Malatya’nın Arguvan ilçesinin Karahüyük köyünde 22.10.1924 tarihinde doğdu. Annesi Vartanuş Ermeni Soykırımından şans eseri kurtulmuş ve Karahüyüğe gelin olarak gelmiştir.
3 Kasım 1928 tarihinde harf inkılabı oldu, dört yaşında başladığı okulu 4 yılda bitirdi. Babası Arapkir`e göçtüğünde Arapkir’de ortaokul yoktu, 22.05.1933’te annesi Vartanuş vefat edince köye geri dönüp, en ağır işlerde çalıştı. 15.08.1937 tarihinde Malatya’ya gitti. Mensucat fabrikasının temelinde usta olarak çalıştı. Boş zamanını Halk Evi’nde okuyarak geçirdi.11 Ekim 1940’ta Akçadağ köy enstitüsüne girdi. 18 Kasım 1944’te mezun oldu . Öğretmen olarak Karahöyük köyüne atandı. 15 yıl köyde çalıştı, iki yıl Mineyik köyünde 13 yıl Malatya merkez Atatürk İlkokulu ve Cengiz Topel İlkokullarında çalışıp, 1974 yılında emekli oldu ve halen çalışıyor, öğreniyor, öğretiyor, yazıyor.
Hayatındaki gül ve dikenler adlı 140 şiirlik bir kitabı basıldı. (sınırlı sayıda) kalan 60 şiiri ile beraber 200 şiiri mevcut. 12 şiiri oğlu Dr. Hasan Basri Kılıç tarafından müziklendirildi. Şiirlerinin müziklendirme çalışmaları ve yeni şiirlerinin kitap haline getirilme çalışmaları yapılmış, Ankara Höyük isimli şiir kitabı çıkmıştır. 26 Şubat 2015 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.
Vartanuşun Alisi
Vartanuşun Alisi

Kızı Aysel Kılıç’ın kaleme aldıgı Vartanuşun Alisi isimli Roman Türkiye çapında ses getirmiş olup yakın bir zaman sonra Beyaz Perdede karşımızda olacaktır.
Resim: Aysel Kılıç Karslı FB Hesabından alınmıştır.
Resim: Aysel Kılıç Karslı FB Hesabından alınmıştır.
Image

Şemsi Belli

1925 yılında Malatya ilinin Arguvan ilçesine bağlı Kızıluşağı Köyü’nde (yeni ismiyle Yenisu köyü) dünyaya geldi. 1947 yılında Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Hukuk Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimimini 1956’da tamamladı.

Avukatlık, gazetecilik (Vakit, Cumhuriyet, Ulus, Son Havadis, Milliyet, Hürriyet, Dünya gazeteleri), edebiyat öğretmenliği (Vefa Lisesi, İstanbul Kız Lisesi, Çapa Öğretmen Okulu ve Gazetecilik Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi) gibi değişik görevlerde bulundu, radyo ve televizyon programları yaptı (1953’ten 1960’a kadar Ankara Radyosunda Adım Adım Anadolu, Kırk Gözlü Heybe, İçimizden Biri; 1959 / 1960 yıllarında Kıbrıs Radyo ve Televizyonunda Adım Adım Türkiye, 1988 / 1989 yıllarında TRT’de Şiir Bahçesi), dergiler (Kervan, Çadır, Anayasso, Şiir Defteri)ve gazeteler (Memleket, Son Posta) çıkardı[1].

Bir ara siyasetle de uğraşan Şemsi Belli 1969 yılında Adana milletvekili adayı olduğu Birlik Partisi’nin genel sekreterlik görevinde bulundu. 1958 yılında Gülsen Hanım’la evlenen şairin Orhan (1960), Bengü (1961) ve Yağmur (1966) adlı üç oğlu oldu. 11 Ekim 1995 günü İstanbul’da hayata veda etti.

Siyasal taşlamaları da olan Şemsi Belli, 1968’den sonra toplumcu gerçekçi akım içerisinde değerlendirilebilecek biçimde, ancak onlardan farklı olarak, yerel ağız özellikleri gösteren kırsal şiire yöneldi. Bu dönemin en ünlü şiiri Anayasso’dur. 1968 yılında yayımlanan bu şiir ile ülkenin doğusunda mahrumiyet içinde yaşayan insanları gündeme getirerek büyük ilgi uyandırdı. Şiirleri İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Arapça ve Azeri Türkçesine çevrildi.

Yusuf Ziya Ortaç’ın çıkardığı Akbaba ve Pardon, Papağan gibi mizah dergilerinde de değişik takma adlarla mizah yazıları da yazmdı. Bestesini Muzaffer İlkar’ın yaptığı Bir Yangının Külü adlı unutulmaz şarkının söz yazarıdır. Tiyatro, gezi yazısı, anı, araştırma-inceleme alanlarında da ürünler vermiştir.

YAPITLARI:

Köy Akşamları (Şiir – 1945)
Bahar Şarkısı (Şiir – 1949)
Başşehir Sokağı (Şiir – 1957)
Güzçiçeği 1 (Mensur şiir – 1958)
Bahar Güneşi (Mensur şiir – 1959)
Şeytan Diyor ki (Şiir – 1959)
Ağabeyim Mustafa Kemal ( Araştırma, inceleme – 1959)
Yavru Vatan’dan Notlar (Gezi yazısı – 1960)
Cumhuriyetin Eşiğinde Kıbrıs (Gezi yazısı – 1960)
Cankuşum (Mensur şiir – 1960)
Uykusuz Trenler (Şiir – 1960)
Boncuk Kutusu (Taşlama şiirler – 1960)
Karpuz Dilimi (Şiir – 1961)
İpek Kaplı Defter (Mensur şiir – 1961)
Gelin Telleri (Şiir – 1962)
Öpme Beni Bu Akşam (Şiir – 1962)
Büyük Paydos (Anı – 1962)
Satırbaşı (Şiir – 1964)
Güzçiçeği ll (Mensur şiir – 1965)
Anayasso / Doğu Anadolu Şiirleri ( Şiir – 1970)
Anayasso / 5 Bölümlük Oyun (Tiyatro – 1970)
Bir Yangının Külü (Mensur şiir – 1974)
Otopsi (Şiir – 1974)
Renkli Balonlar (Şiir – 1974)
Tükenmez Kalem (Gülmece öykü – 1974)
Ağa Kapısı (Şiir – 1975)
Çocukluğundan Liderliğine Kadar Bülent Ecevit (Araştırma, inceleme 1975)
Aşk Dersleri ( Gülmece öykü – Tarihsiz)
Babıâli- Babıâdi / Türkiye’de Basın Rezaletleri (Araştırma, inceleme – 1988)
Atatürk’ün Aşk Hayatı (Araştırma, inceleme – 1988)
Zeydo Ağa (Tiyatro – Tarihsiz)
Fikriye (Araştırma, inceleme – 1995)
Cudi / Doğuanadoludan Kanlı Şiirleri (Şiir – 2003)*,
Yiyin Pez…nkler Yiyin (Şiir – 2003)

Aşık Yoksuli (Tevabil Temuroğlu)

asik-yoksuli

1944 yılında Arapkir’in Ulaşlı köyünde doğdu. Türkmen-Abdallardan göçer bir ailenin oğlu olan Tevabil ailesiyle beraber köy köy dolaşır. Tavabil Aşık YOKSULÜ babası annesi analığı kardeşleri yani aile olarak 1950 li yıllarda her yıl kış soğuk ayları gelip İsaköyü de kışlar yazı Nısan sonlarına doğru köyden ayrılır çadır hayatına dönerlerdi.. O nedenle öğrenimine İSAKÖY de başlıyor 1954 de son sınıfı okuyor okul tatil olmadan ailenin köyden ayrılması ile bitirme sınavlara da katılıp diploma almadan köyden ayrılırlar.. Ve öylece öğrenim dönemi de son bulmuş oluyor babası ALİ Amcadan aldığı ders ve feyizle sazını kucaklıyor..

yoksuli2

Ailesiyle beraber göçerliğe devam eder. Küçük yaşta saz çalmaya ve söylemeye başlayan Tevabil, önceleri Alevi ozanların deyişler ve gezdiği bölgenin anonim türkülerini söylerdi. Bölgemize özgü türkü ve oyun havaları ile; Eğin, Arguvan, Harput ağzı; türkü, deyiş, ağıt, uzun hava, maya, mani, hoyrat, bozlak, gazel, halay ve çeşitli halk oyunlarını ezgi kalıp ve ritimlerini iyi bir virtiöz kadar yetenekli çalan ve söyleyen bir kişiydi. 1970’den itibaren hayatın gerçeğinden aldığı mahlasıyla yazmaya ve söylemeye başlar.

yoksuli4

Söylediği sosyal içerikli Devrimci Türkülerden dolayı kovuşturmalara, mahpusluklara uğrar. 12 Eylül Askeri Dikta döneminde ağır işkencelere maruz kalır, hapis yatar.

Ufak-tefek, cılız-zayıf bünyesi bu acılara dayanamaz ve 1985 yılında Hakk’a yürür.

asik-yoksuli1

Eserlerinde daha çok Arguvan ağzı etkisi vardır. Hemen her konuda eser vermiştir. O dönemde yaşayan büyük ozan Mahsuni Şerif’i önder-usta olarak kabul etmiştir. Birçok bölge türküsünü de TRT repertuarına kazandırmıştır.

Kısa ömründe bölgemizde ve tüm Türkiye’de tanınmış, türküleri dilden dile dolaşmıştır. Ozanlık geleneğini kardeşi Naki ve oğlu Erkan sürdürmektedir. Bir deyişinde şöyle demektedir:

 

YARIN YOLCUSUN

Neyine aldandın yalan dünyanın

Bu gün misafirsin yarın yolcusun

Dağı daşı altın olsa evrenin

Bu gün misafirsin yarın yolcusun

 

Ben falanım deyi döğer döşünü

Sanki mal mülk halledecek işini

Dolu sanma şu dünyanın boşunu

Bugün misafirsin yarın yolcusun

 

Tarihin akışı benzer volkana

Ne şahlara kalmış ne de sultana

Bir eylik etmişsen o kalır sana

Bugün misafirsin yarın yolcusun

 

İnsanlığı yıkar delidir deli

Başına çalınsın dünya parası pulu

Boşuna aldanma gardaş Yoksuli

Bugün misafirsin yarın yolcusun

yoksuli1

NOT: Bu yazı Ali Rıza Uğurlu’nun katkılarıyla RADYOARGUVAN.COM için yazılmış ve düzenlenmiştir. Nette dolaşan birçok yanlış Bilgiden arındırılmıştır. Deniz Ç4MUR

Mustafa Gültekin

Babam Ali rıza anam Elif Gültekin’in dediğine göre 1956 yılının haziran ayının 12. gününde dünyaya gözlerimi Malatya merkez Sarıcı oğlu mahallesinde kerpiç bir evde açmışım.Babam çarşı ve mahalle bekçiliği olarak çalışıyormuş. Anam Elif Malatya Sümer bank iplik dokuma fabrikasında işçi olarak çalıştığı sırada beni de yanı sıra çocuk yuvasına götürür ve akşam iş çıkışında geri alır eve getirirmiş.Altı yaşıma kadar böyle devam etmiş.
Daha sonra babam Ali Rıza Gültekin in Malatya ilinin Arguvan ilçesinin Bozan köyüne bizleri götürmüş ve iki katlı bir konak yaptığını hayal mayal hatırlıyorum daha sonraki yıllar bizim köye yakın bir köyden yani kurut taşından on tane koyun ve beş tane inek ve öküz aldı.Bunların kuzularını danalarını otlatmaya başladım ve köyümüzde ilkokul yoktu.Onun bunun ahırlarında,samanlıklarını temizlemek kaydıyla okula gittik.Öğretmenimizde, eğitmen Hıdır Elma idi.Kimin evinde okuduysak O evin kapısının önünü dereden taş taşıyarak düzeltirdik ayaklarımıza çamur değmesin diye kış gelince teneke soba kurardık her öğrenci kendi evinden bir kalıp tezek ve ya bir parça odun getirerek kışı geçirirdik taki ilk okulu bitirene kadar on iki yaşımda ilk okulu bitirdim orta okula gitmek istedimse de Babamın maddi durumu iyi olmadığından beni orta okula gönderemedi Evimizin tüm işleri benim üzerime yüklendi bende mecburi olarak evin geçimini sağlamak için bir çift öküz ve kara sabanla tanıştım tarlaları sürmek ekinleri biçmek kışlık yakacak ve yiyecekleri temin etmek için yani muhannete muhtaç olmamak için çalışmaya başladım.Babam1974 yılının Şubat ayının 12sinde vefaat etti.Ta ki askere gidene köyde kaldım. Askerlik vazifemi Manisa ve İzmir Narlıdere Ege ordu komutanlığında erbaş olarak askerlik görevimi tamamladım. Memleketim olan Malatya ilinin Arguvan ilçesinin Bozan köyüne geldim.
´´Anam dedi ki askerliğini yaptın evlenme zamanı geldi. Yuva kurmak iyi ama iş yok güç yok bizi tatmin edecek kadar bağımız bahçemiz yok. Kendimi Malatya, İstanbul velhasılı gurbete atmam lazım dedim. Ve Malatya ya geldim.Bizim köylü olan Hüseyin Mansur ve Fatma halanın kızı olan cennetle tanıştım. Ve birbirimizi isteyerek evlenmeye karar verdik köyde bulunan anamı düğün yapmam için Malatya ya getirdim saman hargı mahallesinden bir ev kiraladım anamla oturmaya başladık zaten askerden geleli iki veya üç ay olmuştu ben bu arada iş aramaya başladım bir arkadaşım vasıtası ile oto garda çalışmaya başladım bu arada da düğün hazırlıkları yapmaya başladım düğün yapma günü geldi eller gibi davullu zurnalı düğün yapamadımsa da kendi halimize göre bir düğün yaptık Cennetle kaderimizi birleştirdik eşim olan cennet tekel tütün sigara fabrikasında çalışmakta idi ben oto garda çalışırken asker arkadaşım olan Tacettin Polat ı gördüm birbirimizle hal ve hatır ederken polis memuru olduğunu öğrendim bana dedi ki bu işten iş çıkmaz gel senide polis yapalım dedi ben tamam dedim ama ortaokul diplomam yoktur diyemedim ve kafamda ortaokul diploması almak ve polis olmak için çok hevesliydim bir duydum ki Arguvan lisesinde orta okulu dışarıdan bitirme imtihanı açılmış. Hemen Malatya’dan Arguvan a gittim.Okul müdürünü gördüm.Gereken bilgileri ve evrakları tamamladım.Dışarıdan bitirme imtihanına girdim.Başarıyla diplomamı aldım.Malatya da ki arkadaşım polis memuru Tacettin Polat ı gördüm. Bana dedi ki Mustafa Polislik için formlar geldi dedi. Bende polislikle ilgili evrakları yaptırdım. 1979 yılında imtihana girdim.Yazılı ve sözlü imtihanını kazandım. 1980 yılında İstanbul Etiler Polis okuluna başladım.Okul bitiminde kuralar çekildi. Ve kuram İstanbul a çıktı. Şişli Emniyet amirliği bünyesinde göreve başladım. Daha sonra Şark görevi için Bitlis iline atandım. Şark dönüşü Tokat il merkezine tayinim çıktı. Tokat Emniyet müdürlüğü bünyesinde çeşitli bilimlerde çalıştım. 1998 yılında rahatsızlığım nedeniyle emekliye ayrıldım. Geri kalan ömrümde halkımla paylaşmak,yaşamak ve halk müziği, deyişler, türküler yazarak dizelerimle başlamak istedim.
Ayin,erkan bitti dillerde kaldı
Beklerim yollarım gel efendim gel, diyor yüz yıllar öncesinden pirim pir sultan, hünkar hacı bektaş veliyi inkar edenler ve yolundan dönenler tükenmedi ama binlerce kilometre uzaklardan pirini ziyarete gidenlerde tükenmedi.. Hızır Paşa ocakta yetişti Pir Sultanın talibiydi.Sonunda ihanet etti,Pirini astırdı ancak bu gün Hızır Paşaya lanet okunuyor, Pir Sultan kalplerde yaşıyor ve daima yaşayacak. Yani bu toplumda Hızır Paşalarda, Pir Sultanlarda eksik olmayacak. Biz Pir Sultan olmayı onun yolundan gitmeyi ve onun yolunun hizmetçisi olmayı tercih edenlerdeniz. Halen Tokatta oturuyorum evli ve iki çocuk babasıyım.

 

ZAMANI ŞİMDİ


YILLAR YILI HASRET KALDIK SEVDAYA
ÇOK NİFAKLAR GİRDİ BİZİM ARAYA
İNANMAYIN ARTIK ÇÜRÜK KAFAYA
TEK VÜCUT OLMANIN ZAMANI ŞİMDİ

HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ YOLUMUZ
İRİ DİRİ BİR OLALIM HEPİMİZ
SEVİNELİM BAYRAM ETSİN KÖYÜMÜZ
TEK VÜCUT OLMAMIN ZAMANI ŞİMDİ

VERELİM EL ELE GÖNÜL GÖNÜLE
YÜRÜYELİM AYDINLIĞA BİRLİĞE
HOŞ GÖRÜYE GÜZEL OLAN SEVGİYE
TEK VÜCUT OLMAMIN ZAMANI ŞİMDİ

GÖK YÜZÜNDE YILDIZLARA ULAŞAK
GEL GARDAŞIM BİR ARADA KONUŞAK
OTURAKDA HALIMIZI DANIŞAK
TEK VÜCUT OLMAMIN ZAMANI ŞİMDİ

GÜLTEKİN ‘im GÜZEL GÜNLER GERİDE
YÜRÜYELİM ATAMIZIN İZİNDE
BÖYLESİ ZAMANDA BÖYLE BİR GÜNDE
TEK VÜCUT OLMAMIN ZAMANI ŞİMDİ

Yazan: Mustafa GÜLTEKİN

Image

Erhan Yılmaz

ImageGayrı bu dert bana oldu arkadaş
Tabibe gerek yok biz dertleşiriz
O bana bir bacı ben ona gardaş
Oturur baş başa biz halleşiriz

Derdim beni bu canımdan bezdirir
Derman için diyar diyar gezdirir
Gurbet elde ezim ezim ezdirir
Bir kırık saz ile biz dilleşiriz

Derdim çaresizdir söyler ağlarım
Gazel döker oldu gönül bağlarım
Kar kapladı erimiyor dağlarım
Gözüm yaşı ile biz selleşiriz

Bu dert başka derdi getirmez ise
Yaram daha fazla batırmaz ise
ERHAN´ı genç yaşta götürmez ise
Sazımın teliyle biz söyleşiriz

Diyen Aşık Erhan 12/02/1953 tarihinde Arguvan ilçesine bağlı Karahüyük köyünde doğdu. Kararahöyük köyüne pazar yeri kurulması nedeniyle evleri istimlak edilince İsaköy’e bağlı Karakaya mezrası’na göçtüler. Mezranın Karahüyük Köyüne  daha yakın olmasından dolayı  Aşık Erhan´ın Karahüyüklü olduğu da söylenir. Aynı zamanda Karakaya Mezrası Arguvan türkülerinin harman yeri olan eski adı ile Halpuz  Mahallesinin yakınında bulunmaktadır. Verimli arazisi bulunan mezranın halkı eğitim ve öğretime gerekli önemi vermiş  çok sayıda üniversite mezunu kişisi bulunmaktadır.
Aşık Erhan bu mezrada Yusufoğulları´ndan Ali´nin torunu Mehmet Ali´nin oğludur. Annesi İsa köyünde  Hasan ve Aşur´un kızı  Ayşe´dir. Asıl adı Erhan YILMAZ olan şair, şiirlerinde  kendi ismi olan Erhan´ı mahlaz olarak kullanmaktadır.
Özellikle “Arguvan Ağzı” türkülerini  söyleyen Erhan Yılmaz ayrıca Anadolu´nun çeşitli yörelerine ait halk türkülerini de en iyi şekilde söyleyen halk müziğinin usta sanatçısıdır.
Erhan YILMAZ  İlkokul çağlarında ( 9-10 yaşlarında iken) ağabeyleri olan  Ali ve Sadık YILMAZ´dan  bağlama çalmasını öğrenir. İlkokulu kendi ilçesi Arguvan İlçe merkezinde, Ortaokul tahsilini Van ilinin Atatürk   ortaokulunda bitirerek , lise tahsilini Malatya il merkezinde  Malatya Lisesinde (Turan Emeksiz Lisesi)  1970 yılında tamamlar. Lise tahsilini yaparken çeşitli müsamerelere sazı ve sesi ile katılır. Malatya´nın ünlü sanatçılarından Sami KASAP ve Selahattin  ALPAY´a  başbağlama olarak eşlik eder. 1970 yılında Ankara´ya yerleşen şair ve Müzisyen Erhan YILMAZ  Profesyonel  bağlama sanatçısı olarak  Bircan PULUKCUOĞLU, Bedia AKARTÜRK ve Emine KOÇ gibi TRT´nin birçok sanatçısına 1970-1973 yıllarında başbağlama olarak eşlik etti. Yurtiçinde, yurtdışında (Almanya, Hollanda) birçok konserler verdi. TRT Ankara Radyosu ve Televizyonları ile birçok yerel radyo ve televizyonlarında programlar yaptı. 1974 yılında  Et ve Balık Kurumu´nda çalışma hayatına başlayan  Erhan YILMAZ 1980 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü´nün  müzik bölümünü bitirdi. Aynı yıl müzik öğretmeni olarak Edirne Lisesine atanması yapıldı. Ancak bu görevden istifa ederek eski işine geri döndü. 1986 yılında beri Ankara´da Türkiye´nin verimlilik  merkezi olan Milli Prodüktivite Merkezi´ne girdi ve hala
görevdedir.
Hayatı müzikle iç içe olan  Erhan YILMAZ halk müziği tarzında şiir yazmaya  başlamıştır. Doğduğu büyüdüğü yöreden uzak kalan şairin; köy yaşamına, sıla  özlemine ve hasretine, çileli köy yaşamına, yoksulluğa, çaresizliğe ve kimi zaman vurdumduymazlığa dair çok sayıda şiiri bulunmaktadır.

Kavun karpuz Kesirik´te Çermik´te
Morhamam´ı düşünelim birlikte
Hoşgörüyle sevgi ile dirlikte
Dolu içe demlenesin köylerde

ve
Kış yarıda buğday bulgur toplanır
Kılık değiştirip yüzler saklanır
Teneke çalarak biraz oynanır
Gelenekle olur köyde yaşamak

Diyen Aşık Erhan´ın uzak kaldığı yöresinin çileli yaşamını  özlem dolu duygularla
yazdığı bir şiirinde

Diyarı gurbette keyfim yetse de
Özlüyorum ben sılama hasretim

Mezarım üstünde otlar bitsede
Köyüm bana ben köyüme hasretim

Şahrası, harmanı, honu düveni
Bağı, meyvesi var yoktur yiyeni
Köylümün var birbirine güveni
Köyüm bana ben köyüme hasretim

Paşa köyüm ağa köyüm bey köyüm
Yıkılmış evleri olmuş peğ köyüm
Üç-beş ihtiyarı kalmış sağ köyüm
Köyüm bana ben köyüme hasretim

Hatıra  ERHAN´ı yaşatır köyde
Köye dönmek için ok olmuş yayda
Kimse kalmamış ki gide de neyde
Köyüm bana ben köyüme hasretim

Erhan yılmaz hasret, özlem, sevgi dolu şiirlerini 1997 yılında “Yılmadan Yorulmadan” isimli 140 sayfadan oluşan kitabında bir araya getirmiştir.  Geleneksel halk şiirinin özeliklerini taşıyan şiirlerini 11 ve 8 hece ölçüsü ile yazmıştır. Kitabın bir bölümünde kendisinin Arguvan yöresinde derlemiş olduğu türkü sözleri bulunmaktadır.

Erhan Yılmaz’ın ikinci şiir kitabını Dr.Hasan Basri Kılıç hazırladı ve 2004 te yayınlandı Kitabın adı ‘Bıkmadan Usanmadan Arguvan’adır Kitapta Erhan Yılmaz’ın hayatı, anıları ve sonraki şiirleri yer almaktadır. Erhan Yılmaz tamamı Arguvan ezgilerinden olusan tam altı adet kaset çıkarmıştır Altıncı kasetini Dr. Hasan Basri Kılıç ile Eymir Köyü kültür evi yayarına yapmıştır.

Erhan YILMAZ´ın “Felek” isimli şiiri ile yazıma son veriyorum.

Küçük yaşta diyar gurbet gezerken
Ne bilirsin nerde ne yapar felek
Dallanıp ta budaklanam der iken
Bozgunculuk yapar işine felek
Od düşer sinene gülemen gayrı
Her dosttan halini soraman gayrı
Ana bacı gardaş göremen gayrı
Hasret koyar seni eşine felek
Garip elde derdin nedir bilinmez
Dağlar çepeçevre sıla görünmez
Dizde dermen olsa bile dönülmez
Kırar kollarını belini felek

Gurbet elde çaresizce gezersin
ERHAN çalar söyler yaran azarsın
Arguvan denince bağrın ezersin
Dar eder cihanı başına felek

Anlatım- Kaynak:Halil YAZGAN
Bilgi: www.radyoarguvan.com
www.radyoarguvan.com için hazırlanmış ve düzenlenmiştir…