|
Sivas Kaliamı’nın üzerinde 17 yıl geçti. MaÄŸdurların yaraları halen sarılmadı. MaÅŸa olarak kullanılan katillerin çoÄŸu salıverildi, piÅŸmanlık yasasiyla. Yurt dışında özgürce dolaÅŸanlar bile var...
Sivas ve benzeri olayların gerçek nedenlerini bilince çıkarmadan, sonuçlarıyla yorum yaparak resmi sonuçları deÄŸerlendirmiÅŸ olacağız. “Tahrik olan 3-5 yobazın yaptığı bireysel bir olaydı. Mezhepsel çeliÅŸkiler, laik-antilaik çatışmasıydı” deyip geçeriz.
Gerçekte durum böyle miydi? Sanmıyoruz.
Toplumdaki çelişkileri iyi incelemek gerekir.
Koçgiri ve Dersim katliamlarının nedenlerini araÅŸtırıp halkımızın bilincine sunsaydık, MaraÅŸlar, Çorum, Mayatya, Kırıkhan ... ve Sivas’lar olmazdı. Sivasın nedenlerini gün ışığına çıkarıp halkımızla özümsiyebilseydik, 4 bin köyümüz yakılmaz, halkımız baba ocağını terk edip darı misali metropollara ve diyasporaya dağılmazdı. Bunca kurban verip ocaklar sönmezdi.
Gerek Osmanlı dönemine, gerekse 87 yıllık cumhuriyet dönemine baktığımızda, Aleviliğin yaşadığı katliamlar üzerine hazırlanan senaryolar hep aynıdır. Birisi Alevi-Sünni çelişkisi diğeri de tahrik, münferit bir olay diye her katliamdan sonra gündeme getirilir, ta ki yeni oyunlar sahneye konuncaya dek.
Neden Alevilere bunca katliamlar uygulanmaktadır? Alevilik isyandır, direniştir, özgürce yaşama arzusudur. Çağdaşlaşma çabasıdır da ondan.
MaraÅŸ olaylarına baktığımızda, sebep Alevi-Sünni çatışması deÄŸildi. 12 Mart FaÅŸist giriÅŸimden sonra filiz veren toplumsal muhalefeti susturmak içindi. Bir kaçının dışında, o günden bugüne dek, örgütlenen Türk Solu’n çekirdeÄŸini oluÅŸturan kadro ve yandaÅŸların %80-90’nı Alevi gençleri oluÅŸturuyor. Esas gaye, onlara korku salarak mücadele dışına itmekti. Daha sonra Çorum, Malatya, Kırıkhan, Gazi ve Sivas Katliamlarında aynı yolu izlediler.
Gerçek amacımız: yaşadığımız süreci analiz ederek, toplumsal değişimlere öncülük edip eski hatalardan ders çıkarmak gerekmez mi? Aleviliğin gerçek özü: barışçıl bir yaşamı hedef alıp, çağdaşlaşmayı güncelleştirmek değil mi? Kendi öz benliğini bulamayan Alevilik, bu güne değin yaşadığı katliamları bundan böyle de yaşamaya devam edecektir.
Sivas olayları da böyle bir süreçte yaÅŸam buldu. FaÅŸist Kenan Evren dönemi sonrasında filizlenen özgürlük mücadelesi, mevcut dengeleri temelinden sarsıyordu. Devlet 1986’da Gölbaşı toplantılarını düzenliyerek özgürce yaÅŸama mücadelesini bölmeye çalıştı. Bu toplantıda bazı Alevi keklikleri de vardı. Bunlar halen sahnede. Kendilerine biçilen görevlerini sürdürüyorlar. Belkide Sivas Katliamı Gölbaşı toplantısında kararlaÅŸtırılmıştı. Nitekim diasporada örgütlenen Alevi örgütleri hak aramak için AB’nin kapılarına dayanınca, bu kekliklerin sözcüsü: “...Ben üç baÅŸbakana da söyledim. Sizler önlem almazsanız bir gün karşınıza çıkarlar dedim” diye beyanat veriyordu. “Önlem” dediÄŸi ÅŸey, imha olsa gerek.
Dersim, Alevi toplumunun tarih boyunca, yaÅŸayış ÅŸekliyle, direnişçi ruhuyla tarihi bir misyon üstlenmiÅŸti. Oralar yakılıp yıkılırken, o günün baÅŸbakanı Çiller “PKK’nin helikopterleri Dersim’in köylerini bombalıyorlar” diyordu. Alevi keklikleri ve Türk basını susmayı tercih ediyorlardı.
Dersim’de, Koçgiri’de yakılan, yıkılan köyler Alevi köyleri deÄŸil miydi? Kürdistan’da katledilenler, dışkı yedirenler sizce insan deÄŸil miydi? Alevi felsefesinin temelini ören insanlık onuru sizce bir anlam ifade etmiyor mu?
Tarihte Alevi-Sünni çatışmasına da rastlanmadığına göre, olayların toplumsal boyutlarını incelemek gerkmektedir. Gazi olayları da tıpkı Sivas olayları gibi, metropollarda yükselen özgürlük mücadelesini destekleyen, köylerden sürgüne gönderilen Alevilerden oluşan toplumsal muhalefeti sindirmek amaciyle devletin kolluk kuvvetleri olan Kontrgerillah tarafından organize edilen her zamanki Osmanlı oyunlarının bir parçasıydı.
Osmanlıdan günümüze dek, devletin Alevilere bakışını biliyoruz. Fetvalarla "defteri dürüle" tarzında ödürüldü, kuyulara dolduruldu. Kestiği yenmez, katli vaciptır dendi. Ağıza alınmayacak hakaret içerikli sözler, sıradaki vatandaş, hacı ve hocanın dışında devletin adalet bakanından bile duyuldu.
Gölbaşı toplantısından sonra devlet Alevi yandaşı kesildi. Türkiye’de azımsanmayacak bir Kürt Alevi kesiminin varlığını göz önüne alarak; bunlarla Kürt Ulusal Mücadelesi’ni veren kitle ile bağı koparmak için, halen yasal statüleri olmayan Cemevleri’ni kurun dediler. Bazı keklikler dışında Alevi kesimi olması gereken yerde yerini almıştır. AleviliÄŸin ruhuna uygun mazlumun yanında, zalimin karşısında durmayı AleviliÄŸin gereÄŸini saymaktadırlar.
Devlet yetkilileri, Alevi ve Kürtlerle et tırnak gibiyiz diyorlardı. Tırnak olarak Alevi ve Kürtleri kast ediyorler olsa gerk ki, Uzadıkça kestiler kesmeye devam ediyorlar.
Olayların gerçek nedenlerini böyle ortaya çıkarıp halkın bilincine çıkarılmadan olayların önünü almak imkansızdır.
Sevgili okurlar, konuÅŸmalarımızda ve yazılarımızda “keklik” deyiminden söz ediyoruz sıkça. ÇoÄŸunuzun bunun ne anlama geldiÄŸini, bildiÄŸinizi biliyorum. Genç kuÅŸağın öğrenmesi için, hoÅŸgörünüze sığınarak bir kez daha yazmak istiyorum:
Zamanın birinde, bir köylü ihtiyaçlarını karşılamak için ÅŸehre gider. Bir kalabalık görür. Nedenini öğrenmek üzere yanlarına sokulur. Birinin elinde bir keklik var. Onu satmaya çalışıyor. O günün koÅŸulunda fazla bir para istiyor. Meraklı köylü yaklaşır, satıcıdan bu kekliÄŸin maharetini sorar. Satıcı baÅŸlar anlatmaya: “KekliÄŸi alırsın. Kafesine korsun. Silahını alır, tan yeri aÄŸarırken evsingin önüne indirirsin. Sen evsingde otururken, kekliÄŸin öter. DiÄŸer keklikler gelir, etrafında toplanır. Sen, ozaman niÅŸan alıp gelen keklikleri vurursun” demiÅŸ. Köylü, istenilen parayı cebinde çıkarıp satıcıya uzatır ve kekliÄŸi alır. Aldığı gibi başını koparıp atar. Halkın ÅŸaÅŸkın bakışlarına dönerek: “Kendi ırkına hiyanet edenin yaÅŸama ÅŸansı olmamalıdır” der.
Tüm halkların kardeşçesine halayda durduğu bir ortamda buluşmak dileğiyle kalın sağlıcakla....
Ali ERDOÄžAN
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
 |