|
Türkülere sığınmak
2
Temmuz günü, Sivas'ta 35 aydın arkadaşımızın yakılarak katledildiği
Madımak Oteli'in önündeydik. Çevre binaların balkon ve pencerelerinde
birikmiş Sivaslılar'ın bakışları üzerimizdeydi. Bir an gözlerime
takılan bu manzara, beni 12 yıl öncesine, 2 Temmuz yangınına götürdü:
Bu insanlar o zaman da balkonlara böyle toplamışlar mıydı? Böyle mi
bakmışlardı? Ya ne diye bağırmışlardı? "Allah için yakın bu kafirleri"
mi demiÅŸlerdi?
İrkildim bir an...
Kendime geldiğimde 35 aydının isimleri okunuyordu. - Hasret Gültekin...
- Burada!
- Aşık Nesimi...
- Burada!
- Muhlis Akarsu...
- Burada!
Bu
şekilde okunan her isim çok güçlü ve öfkeli bir şekilde "burada" diye
yanıtlanıyordu. İsimler uzadıkça içim titredi ve gözlerimin yaşını
tutmakta zorlandım. Donup kaldım öylece.
Sonra bir ses, "Mustafa Kemal ve silah arkadaşları adına hepinizi saygı duruşuna çağırıyorum" dedi.
Şaşırdım...
Çünkü
bu anonsun o günün anlam ve önemiyle nasıl ilişkilendirildiğini
anlamakta güçlük çektim. Bir an "Acaba bu 35 aydınımız Mustafa Kemal'in
silah arkadaşları mıydı?" demekten kendimi alamadım.
Sonra
baktım, Alevi derneklerinin yaptıkları açıklamaların içeriği, -AABF
Başkanı Turgut Öker'in yaptığı konuşma hariç- aynıydı. Sivas katliamı
ve Madımak Oteli'nin müzeye dönüştürülmesini istemekten çok
Eğitim-Sen'in kapatılması olayı, ABD'nin Irak işgali, yoksulluk ve
başka bir çok sorun dile getiriliyordu.
Beni en çok üzen şey, bu
yönetici arkadaşlarımızın Madımak'ta yakılanların aydın ve sanatçı
olduklarını unutmuş gibi davranmalarıydı. Oysa yakılan arkadaşlarımızın
sanatçı arkadaşları olarak edeceğimiz bir çift sözün veya birlikte
söyleyeceğimiz bir türkünün anlamı büyük olacaktı.
Madımak'tan,
İmranlı'ya geçtik sonra. Orada, Han köyünde Hasret Gültekin'i ziyaret
ettik. Ellerimizde karanfiller, Hasret'le özlem giderdik. Keşke
gözlerime bakıyor olabilseydi o an. Neler vermezdim ki...
***
Sonra,
Han köyünden Cogi Baba Şenlikleri'ne giderken, o Koçgiri coğrafyası
yolculuÄŸumda AliÅŸer'i hissettim; ve yigitler yigidi eÅŸi Zarife'yi. Ne
de güzel yakışmışlardı birbirlerine. Ve biz bu tablodan neler
öğrenmeliydik?
Geçen yıl da gitmiştim Cogi Baba Şenlikleri'ne,
resmen kıyamet kopmuştu! İmranlı kaymakamı başta olmak üzere, belediye
başkanı ve diğer yöneticiler, "Ferhat Tunç sahneye çıkarsa kıyamet
kopar" diyerek yoğun bir engelleme faaliyeti yürütmüşlerdi. Ancak Cogi
Baba Şenlikleri'ni organize eden arkadaşlarımızın kararlı tavrı
coşkumuzu kırmalarını engellemiş, şenlik çok görkemli geçmişti.
O
coşkuyu görünce bu yıl da gideceğime söz vermiştim. Sözümde durdum ve
programda ismim olmadığı halde şenliklere katıldım. İmranlılar'ın yoğun
ilgi ve sıcaklığı benim için en büyük ödül oldu. Güneşin kavurucu
sıcaklığı altında söylediğimiz türkülerin yanısıra, bölgenin
insansızlaştırılması olgusuna dikkat çektim. Çünkü bölgede yaşanan en
büyük sorun Aleviler'in yoğun baskı ve sindirme politikaları yüzünden
topraklarını, köylerini terk ederek yurt dışına, metropollere gitmiş ve
gidiyor olmasıydı.
Cogi
Baba'dan bir hafta sonra, yani geçen Cumartesi günü Arguvan Türkü
Festivali'ne katılmak üzere Arguvan'daydım. Konserden önce, zamanı
Arguvan'a bağlı bir mezrada geçirdim. "AB ve Türkiye" konulu panel için
orda bulunan arkadaşım Erdoğan Engin ve Mete Çubukçu da gittiğimiz bu
dağ mezrasında kayısı ağaçlarının gölgesinde çaylarını yudumluyorlardı.
Arguvan'a 20 km. uzaklıkta bulunan ve Şotik köyüne bağlı bu mezrada
geçirdiğimiz zaman çok keyifli ve anlamlıydı.
Sonra Arguvan'a
gittiğimizde, kalabalığın umulduğundan fazla olduğunu gördüm. Arguvan,
halk kültürümüzün beşiği sayılır ve türkü denince ilk akla gelen
yerlerin başında gelir. Kürt'üyle, Türk'üyle, Alevisi ve Süni'siyle bir
arada, birlikte barış içinde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu
Arguvan'da görebilirsiniz. Medyada bir hayli gündeme gelen ve "ilk
Türkçe alt yazılı Kürtçe klip" olan "Niyo" adlı şarkımın klibini de iki
yıl önce Argunavan'a bağlı bir Türk-Alevi köyünde çekmiştim.
Orada
binlerce insanla kucaklaşmak muhteşemdi. Sadece şarkı söylemedim orada,
konuştum. Ülkemizin sosyal, siyasal ve kültürel sorunlarına dikkat
çektim. Bu kadar coşkulu ve kardeşçe yaşayan bir topluluk karşısında
türkü söylemek yetmedi bana. Bu yüzden konuştum. Ve onların beni
anladığını gördüm.
Kardeşlik böyle bir şey miydi acaba?
***
Ve daÄŸlar, yaylalar...
Arguvan
konserinden bir gün sonra Şotik yaylalarına gittik. Yolda Arguvan'ın
Kürt aşireti Nermikanlılar'a misafir olduk. Kıl çadırdaki derin
sohbetimiz, tüm ısrarlarımıza rağmen kurban kesimiyle bozuldu. Fakat
yine de, ne güzel bir gündü...
Şotik'te akşam olunca çok
kalabalıklaştık. Ve gecenin karanlığında, binlerce yıldızın altında
yine türkülere sığındık: "İşte gidiyorum çeşmi siyahım, aramıza dağlar
sıralansa da..."
Ferhat Tunç
 |