Image

ImageMetin Göktepe, Ümraniye Cezaevi’nde yapılan operasyonda öldürülen tutuklular Rıza Boybaş ve Orhan Özen’in cenaze törenini izlemek için gitmişti Alibeyköy’e. Gazeteden çıkarken “Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar” demişti. İzlemek için her şeyi yaptı, “sarı basın kartı” olmadığı gerekçesiyle kendisini mezarlığa almayan polise direndi, içeri giremeyeceğini bildiği halde mezarlık önünde bekledi.
Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın emriyle gözaltına alınan 1052 kişi arasındaki tek gazeteciydi. Mezarlık önünde bekleyen gazeteciler arasından da gözaltına alınan tek kişiydi. Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Burada dövüldü, işkenceye gördü. Ve öldürüldü.
Oğlunun takip ettiği ‘Cumartesi Eylemleri’ne katıldı Fadime Göktepe. Kızıyla birlikte her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturdu, çocukları işkenceyle öldürülen ve kimsesizler mezarlığında bulunan annelerle birlikte. Fadime Ana, kaza geçirse de oğlunu öldüren polislerin yargılandığı duruşmaları aksatmadı. Çocuklarıyla, Metin’in arkadaşları ve yoldaşlarıyla bir oldu. Fadime Ana, “Metin’i” olmadan geçen 13 yıla böyle meydan okudu.
Aylığını gazeteye bağışladı
“Günler nasıl geldi, seneler nasıl geçti bilmiyorum” diyor Fadime Ana, derin bir iç çekiyor. Daha önce Gerçek dergisinde çalışan Metin’in Evrensel’e geçmesine çok sevindiğini anlatıyor. Oğlunun gazetenin ekonomik durumunun kötü olmasına üzüldüğünü belirten Fadime Ana, Metin’in aylığını aldığında gazeteye bağışladığını dile getiriyor. Bir gün Metin’den, olaylı geçen haberlere daha az gitmesini isteyen Fadime Ana, “Niye öyle diyorsun, giden de hep anne kuzusu değil mi?” yanıtını aldığını anlatıyor hüzünlü gözlerle.
Çorap söküğü gibi
“Kaç yıl oldu, Metin gece gündüz aklımdan çıkmaz. Ben unutmam Metin’i. Ne zaman öldümse bir tepik mezarıma vursunlar, bir de toprak üstüme koysunlar, o zaman belki unutabilirim” diyen Fadime Ana, oğlunu hep yanında hissettiğini söylüyor. Öldürülen birçok gazeteci olduğunu belirten Fadime Ana, tepkisini şöyle dile getiriyor: “Şeytan olacaksın, hırsız olacaksın, milleti dolandıracaksın, onlar yarayacak. Öyle temiz insanlar yarar mı? Yok! Çok insanlar kayboldu gitti. Nasıl bir çorabı sökersin sonuna kadar gider ya, bizim insanlara da öyle oldu.”
O gün ilk defa el salladı
Metin, Esenler’deki evinden son çıkışında geç kalmıştı. Annesi kahvaltı hazırlamıştı, ama gazeteye geç kaldığı için yiyemedi. Bakkala gidip sigara aldı. Her günkü gibi balkondan arkasına bakan annesine el salladı, ilk defa. Fadime Ana’ya sanki bir şey olmuştu, o gün televizyonu açamadı. Fadime Ana, o günün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor: “Elim kolum döndü, sanki bana bir şey olmuş, ellerim kırılmış, gözüm bir şey görmüyor, dizlerim kırılmış durmuşum öyle evde. Kimse de yok yalnızım. Gece yarısı bir telefon geldi bana, ‘Metin geldi mi’ dedi. ‘Yok’ dedim. O zaman benim içime bir ateş girdi. Metin her zaman bana telefon ediyordu, ‘Anne ben geliyorum yemeğimi hazırla’ diye. Metin ne beni aradı, ne bir haber gönderdi, muhakkak Metin’in başında bir şey vardı.”
Sabaha kadar balkonda bekledi
“Sabaha kadar ne yattım ne oturdum, hep balkona geldim gittim. Sabaha karşı baktım biri geliyor. ‘Metin geldi’ dedim, baktım yukarı doğru çıktı. Metin yok…” diye anlatan Fadime Ana, sabah eve gelen en küçük oğlunu bakkala gönderdi. Oğlu ağlayarak gelen Fadime Ana, ne olduğunu sorduğunda “Abim yaralıymış, Cerrahpaşa’da yatıyormuş” yanıtını aldı. Ev Fadime Ana’ya dar geldi, kendini balkondan atmak istedi. “Balkon kapısı açıktı, oradan kendimi atacaktım beni tuttular. Onu biliyorum daha da hiçbir şey bilmiyorum” diyen Fadime Ana, kızını beklerken bayıldı.
On binler sahip çıktı
Metin öldürülmüştü. Gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Metin’in cansız bedeni, spor salonunun önüne bırakılmıştı. Öldürüldüğü akşam binlerce kişi kilometrelerce yürüdü. Anneler, işçiler, öğrenciler, gençler… Cenazesine katılan on binler ise onu öldürenlerin cezalandırılmasını istedi.
“Yüzünü açtığım zaman hiçbir şeyi yoktu, gülüyordu” diyen Fadime Ana, şöyle devam ediyor: “Metin hep gülerdi, kimi görseydi, kiminle konuşsaydı. O mezarın içinde de hep gülüyordu. Baktım üstünü açmışlar, yüzü o kadar gülüyor ki, o kadar işkence görmüş yine hiçbir şey yok yüzünde.”
Kaza geçirse de duruşmalara katıldı
Oğlunu, abisini, kardeşini kaybeden Göktepe ailesi, Metin’in katillerinin cezalandırılmasında kararlıydı. Aydın, Afyon demeden her duruşmaya gitti Fadime Ana. Kaza geçirdiğinde de gitti, ‘otobüs bozuldu’ denildiğinde de. Her yaşta işçi, öğrenci, emekçi çocuk ve kadının katıldığı duruşmayı yurt dışından temsilciler ve gazeteciler de izledi. Polis ve asker ablukasında süren yargılamada Metin’in yoldaşları, Fadime Ana’yı yalnız bırakmadı. Fadime Ana, “Karda, kışta, yağmurda gittik. Metin’in arkadaşları da, emekçi çocukları da, emekçi kadınlar da hiç durmadılar, geldiler hepsi de. Bizi hiç bırakmadılar. Hiç yalnız gitmedik” diye konuştu.
‘Evrensel’i ölene kadar tercih edeceğim’
Fadime Ana, Metin’in takip ettiği Cumartesi Anneleri ile birlikte oturdu haftalarca Galatasaray’da. Oğlu, Metin gibi kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın dövüldüğünü anlatan Fadime Ana, öldürülenlerin fotoğraflarını taşıdıklarını belirtiyor.
Metin’in mezarı tahrip edildiğinde “Sanki Metin bugün öldürülmüş” diyen Fadime Ana, polisleri artık Azrail gibi gördüğünü dile getiriyor. Dava sonunda polislerin, hak ettikleri cezanın çok azını almasına tepki gösteren Fadime Ana, “Bir çocuk bir bisküviyi alıyor diye onu içeri koyuyorlar, polis adamları öldürüyor, sakat ediyor. Onlara hiçbir şey yok. Bizim devlet devlet değil ki!” diyor.
Hala Metin’le yaşadığı evde oturan Fadime Ana da torunları gibi evden taşınmak istemiyor. “İbo’nun çocukları da evden çıkmıyor. ‘Amcamız burada biz buradan gitmeyeceğiz’ diyor. Ben de oradan çıkmak istemiyorum hiç” diyen Fadime Ana, sözlerini şöyle noktalıyor: “Metin arkadaşlarını da çok seviyordu, gazetesini de çok seviyordu. O yüzden o gazeteyi ölene kadar tercih edeceğim. Metin’in hatırası için.”
Sonuna kadar Galatasaray’da oturdular
Metin’in ablası Meryem Göktepe, “Metin gazetecilik yaptığı zamanlarda çok yakından bildiğimiz eylemlerdi Cumartesi Anneleri. Çünkü Metin oraya giderken salt gazeteci olarak değil, kendi dünya görüşüyle de gidiyordu”diyor. Metin öldürülmeden önce daha seyrek katıldıkları Cumartesi Eylemleri’ne, bitirilene kadar katıldıklarını dile getiriyor Göktepe. Kardeşinin orada yaşananları kendilerine anlattığını belirten Göktepe ekliyor: “Bir keresinde annem ‘biraz uzak dur bu olaylardan’ dediğinde, Hasan Ocak’ın annesini kastederek şunu demişti: ‘Ne anneler var yaşamak lüks gibi.”
‘Annemin rolü çok büyük’
“Ateş düştüğü yeri yakmasa, herkes ‘bir gün ben de yaşayabilirim’ diye algılayabilse, bu acılar daha az yaşanır” diyen Göktepe, Metin katledildikten sonra polis şiddetinin biraz da olsa hafiflediğini dile getiriyor. Göktepe, Metin’in katillerinin “kasten adam öldürmek” suçundan ceza almaları halinde Engin Ceber ve Baran Tursun gibi ölümlerin yaşanmayacağına dikkat çekiyor. Metin’in davasında en büyük rolün annesinde olduğunu vurgulayan Göktepe, annesinin çevresindeki baskılara karşı çıkarak diğer çocukları için de mücadele ettiğini söylüyor. “Hepimize büyük destek ve yol gösterici oldu. Haklılığın verdiği mücadeleyi görürse insan yapamayacağı bir şey yok” diyor Göktepe.
Metin’e herkes sahip çıktı
“Daha dün gibi, o kadar sıcak, acısı o kadar taze, özlemi büyük” diyen Göktepe, dava sürecinde çıkan görgü tanıklarının da yürekliliğinin önemli olduğunu belirtiyor. Nazi kampı gibi bir ortamda seçilmiş bir kişinin bin kişinin gözü önünde katledilmesinin büyük bir travma olduğunu söyleyen Göktepe, “Çoğu zaman şunu sorguladım, bin kişiden bir kişi çıkamadı mı ‘yeter’ diyebilecek, ya da bin kişinin birkaçı ön ayak olsaydı işkenceyi durdurabilir miydi diye. Ama sonuçta o insanların da yaşadığı ıstırap büyük” diyor. Göktepe, Metin’e arkadaşları, partisi, kitle örgütleri, işçiler ve halkın nasıl sahip çıktığını şöyle anlatıyor: “Davaya çok iyi sahip çıktılar. Öğrenciler, genç işçiler, her ay ceplerinden para ayırıp elektrik faturası öder gibi düzenli bir şekilde 3 yıl boyunca o davayı takip ettiler. Bu o kadar önemli bir şey ki bunlar davanın biraz yol almasına neden oldu.”
Devlet işkencede ölümü itiraf etti
“Dava sonucunda ‘kastı aşan surette bir ölüm gerçekleştiği’ yönünde bir karar verildi, ama herkes biliyordu, kastendi. Kastı bile aşsa ‘ne kastın var’ diye de sormak lazım” diyen Göktepe, davaların kitlesel katılım ve baskı altında geçtiğini, çok dikkatli davranmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Sanık polislerin görevini yaptığına inandıklarını dile getiren Göktepe, birkaç polis dışında dönemin İçişleri Bakanı, Başbakanı, İstanbul Emniyet Müdürü, Valisinin de yargılanması gerektiğini vurguluyor. Sanıklardan birinin dava süresince “ben görevimi yaptım” dediğine ve buna inandığına dikkat çeken Göktepe, sözlerine şöyle devam ediyor: “ Bugüne kadar yapıldı ve neden böyle bir şeyin karşılarına çıktığını anlamıyorlar. Bu da kanıtlıyor ki hakikaten bu sistematik bir durum. Onlara verilen görevi yerine getirirken bir bakıyorlar ki sanık sandalyesindeler. Devlet suçüstü yakalandı bu davada ve itiraf etti: Metin polisler tarafından öldürüldü.” 

By Radyo Arguvan

Radyo Arguvan 2006 yılından beri aralıksız olarak yayın yapan ve Arguvan'ı ve Arguvan kültürünü tanıtmayı kendisine esas görev olarak gören Web Sitesidir. Radyo Arguvan adında anlaşılacağı üzere, Arguvan Türkülerinin yayınlandığı bir Radyo Sitesidir. Arguvan Türkülerinin yanında Halk Türküleri ve Özgürlük Türkülerinede yer vermektedir. Kültür ve Sanatta Halktan yana Tavır koymayı benimsemiştir.

Bir cevap yazın