Image

ImageDersimliler, Seyit Rıza’nın idam sehpasında söylediği sözleri, -sanki tarih hiç değişmemiş gibi- adeta “bugünün Abdullah Alpdoğanlarına” karşı tekrarlıyorlar: “Kerbelanın evladıyız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!”

1862 yılında Dersim’de dünyaya gelen Seyit Rıza hiç kuşkusuz ki yaşamının 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ’da bir darağacında sona ereceğini düşünemezdi.

Modern Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı isimlerinden biri olacağını; resmi devlet ideolojisi Türk milliyetçiliğinin “Dersim ayaklanmasının lideri” olarak adını lanetleyeceğini, son dönem Kürt milliyetçiliğinin ise “büyük Kürt lideri” olarak coşkuyla sahipleneceğini herhalde hayal dahi edemeyecekti.
Seyit Rıza ve Dersimliler Ermeni katliamına suç ortağı olmadı

Seyit Rıza, Abasanlıların “Qeri Sıleman Ocağı”na bağlı bir ailedendir. Bu ocak Abasanlıların ana ocağı olup, Tujik Dağı’na bakar. İlk eğitimini Qeri Sıleman Ocağında gören Seyit Rıza, akıllılığı sayesinde önce ailesinin, daha sonra aşiretinin lideri olacaktır.

Sözü geçen bir aşiret önde geleni olduğunda “Ermeni Katliamı” başlar. Genelde Dersimliler özelde ise Seyit Rıza Ermenilere kol-kanat gerer. Hiç kimsenin gönlü bu kardeş halkın kırılmasından yana değildir. Seyit Rıza ve Dersimliler katliama suç ortağı olmaz. Nuri Dersimi’nin anılarında yazdığına göre Seyit Rıza “binlerce mazlum Ermeni ailesini” kurtarır.

Rusların işgali dönemi gelip çattığında Seyit Rıza’yı “Batı Dersim Milis Kuvvetleri Komutanı” olarak görürüz. Dersimliler, Rus işgaline karşı Osmanlı hükümeti ile anlaşırlar. En az beş yüz yıldır topraklarını ve özerkliklerini kıskançlıkla koruyan Dersimliler “savunma savaşı”na girerler.
Seyit Rıza ödüllendirilir…

Osmanlı idaresinden aldıkları silah-mühimmatla Ruslara karşı durma karşılığında Dersimlilere “bağımsız çatışma hakkı” tanınır. Böylece Rus işgal güçlerine karşı savaşta Osmanlı ordusunun emrine girmezler.

Ruslara karşı savaşta Pülümür Cephesi Milis Kuvvetleri Komutanı Şair Şah Haydar’dır. Şair Şah Haydar Bey Ruslarla savaşta ölür. Doğu Dersim Milis Kuvvetleri Komutanı ise Hıdır Ağa’dır. Ruslar çekildikten sonra, tüm aşiretlere Osmanlı idaresinden madalya ve hediyeler verilir.

Seyit Rıza ise ayrıca ödüllendirilerek Erzincan’da “İl İdaresi Üyeliği”ne atanır. Nitekim, dönemin Erzincan valilerinden Sabit Bey yazdığı bir mektupta -Seyit Rıza ile ilgili olarak- “şimdiye kadar bize din ve namusuyla hizmet etti” der.

Kanlı Koçgiri Katliamı başlayınca Ankara’ya tavır alan Seyit Rıza, Koçgiri’den Dersim’e sığınan Alişer, Alişan beyleri ve taraftarlarını himayesine alır. Bu, Ankara ile ilişkilerini gerer.
Dersimliler, “Cumhuriyet’in baş ağrısı”…

Cumhuriyetin ilânı ise özelde Seyit Rıza’yı genelde Dersim Kızılbaşlarını rahatlatır. Osmanlının yüzyıllardır devam eden Kızılbaşlara yönelik katliamlarının biteceği beklentisi ve umudu halkın geneline hakimdir.

Ancak Cumhuriyet idaresi, “tek millet, tek dil ve tek mezhep” yaratma politikasına kapılmıştır; artık “Dersim’in hallini” etraflıca düşünmektedir. Dilleri, inançları ve kültürleri farklı olan Dersimliler, “Cumhuriyet’in baş ağrısı” olarak görülür.

Raporlar, kanunlar, yolların inşası, karakolların yapımına hız verilmesi vb. gündemdedir. Bu dönem yayınlanan raporların yarısından fazlası Dersim konusundadır.
Dersim “asileri”, “eşkıyaları”, “hırsızları”…

Raporlara hakim dil ise bir katliamın habercisidir. “Dersim asileri”, “Dersim eşkıyaları”, “Dersimli hırsızlar”, “Dersim bir çıbandır” vb. söz ve değerlendirmeler, yapılacak askeri harekâtın korkunçluğunun göstergesidir.

Seyit Rıza bu dönemde yavaş yavaş Dersim’deki olayların ve asayişsizliğin sorumlusu gösterilerek hedef haline gelir. Raporlarda, hükümete çekilen ihbar dilekçelerinde ismi en başta sayılan kişidir. Bu durumun meydana gelmesinde Ermeni ve Koçgiri olayının etkisi elbette vardır.

Ancak Dersim’e düşmanlığın esas nedeni kuşkusuz ki halkın “Alevi-Kızılbaş kimliği”dir. Jandarma Genel Komutanlığı 1930 tarihli “gizli” bir raporunda Yavuz Sultan Selim’in 1514’teki Büyük Alevi Katliamı’nı bile “şükranla” anar.

Seyit Rıza’nın oğlu Bava 1930 başlarında Hozat’a önemli bir devlet yetkilisi ile görüşmeye gider. Bu görüşme “Babaya Ağıt”ta “Bavaê mı şiyo Xozate Vêsaiê, keno dewa Pasanê Kırmanciye” (Baba, yanası Hozata gitmiş, Kızılbaşlığın iktidarını almak için) şeklinde üzüntüyle anlatılır.

Dönüşte bir Hızır Orucu günü kurulan pusuda Sin köyünde Rayvero Qop un  ve Hozat’taki devlet temsilcsinin teşvikiyle Satoğlu ailesinin bir ferdi tarafından öldürülür. Cinayeti Satoğlu ailesinin çoğunluğu dahi onaylamadığı halde, Seyit Rıza’yı sonsuz bir kinle Sin’e saldırırken görürüz.

Mezar taşlarını bile kıran Seyit Rıza, tüm Sin’i yakar ve yıkar. Babanın  öcünü tüm aşiretten alır ve çok kötü bir tavır gösterir. Seyit Rıza, Daimi Cengiz’e göre Dersim’in ünlü şairi Sey Qaji’ye “oğlu baba için ağıt yakmasını” ister. Ancak Sey Qaji kabul etmez: “sen Sin’i yaktın, ben senin acına rağmen oğluna ağıt yakamam” der.
Aşiretler arası çelişki ve çatışma kincilik…

Aşiretler arası çelişki ve çatışmalarda umumiyetle kinci davranan Seyit Rıza bu yönüyle pek iyi bir örnek değildir. Hatta derler ki “Seyit Rıza-Satoğlu çatışması, Dersim’de insanın ikrarıyla çatışmasının tek örneğidir.”

“Resmi tarihin sunduğu gibi “asker kanı dökmede acımasız” değildir. 1936 yazında davet edildiği Zeranik (Yeşilyazı) Kaymakamlığında tuzağa düşürülür. Yanındaki 200 kişilik koruma gücü, tek asker vurmadan çemberi yarıp kurtulurlar; ama oğlu Şıh Hasan esir alınır. Munzur dağı eteklerine çekilen silahşörler çatışarak Şıh Hasan’ı kurtarmak ister. ‘Hayır askerin ölmesini istemiyorum’ deyip reddeder. Şıh Hasan bir süre sonra Elazığdan serbest bırakılır.”

Dersim Askeri Komutanı, Tunceli Valisi ve Dördüncü Umumi Müfettiş Abdulah Alpdoğan’ın tüm telkinlerine rağmen Dersim’den çıkmayı reddeden Seyit Rıza nihayet hedef olur.

1936 sonbaharında Sin köyüne hakim Viyale’deki evi bombalanan Seyit Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin bacağından yaralanır. (Bacağındaki yara iyileşen Resik Hüseyin daha sonra Elazığ’da babası ile asılacaktır) Kış bastırınca Munzurun karşısına geçen Seyit Rıza ve ailesi o kış Tujik Baba’da kalırlar.

İlkbaharda, askeri hareketlilik ve operasyonlar nedeniyle tüm aşiretler adeta kaynamaktadır. Halvori Gözelerinde Mart ayı içinde yapılan toplantıya katılan Seyit Rıza, Seyit Hüseyin, Cebrail, Kamer, Fındık ağalar “eğer hükümet kötü niyetli yaklaşımda olursa nefsi müdafaa hakkımız vardır” görüşüne varırlar ve Munzur’a taş atarlar. Herkesin eline aldığı taş elden ele alınır ve sonunda Kutsal Munzur suyuna atılarak yemin verilir. Dersim Kızılbaşları bu eylemi “kemere erzenê jü gole” diye anlatırlar.

Ancak Hükümet toplantıdan haberdardır. Katılanlar tek tek tutuklanır ve Elazığ’a getirilir. Seyit Rıza ise süren bombardıman nedeniyle halkın daha fazla zarar görmemesi için talibi Asuranlı Cansalê Bavu aracılığıyla Erzincan Valisinden gelen mektuba kanar ve Erzincan’a görüşmeye gider.

Eylül 1937’de Erzincan Valisi Fahri Özen’in bahsettiği heyet ile buluşmaya giderken Munzur dağlarının kuzey yakasını Erzincan’a bağlayan Ali Çavuş Köprüsünde tutuklanır. Vali ve heyet olayının bir tuzak olduğu gerçeğiyle yüzyüze gelir.

Burada 2884 sayılı Tunceli Kanunu ile kurulan Özel Mahkeme’de yargılanarak iki aylık süren formalite bir kovuşturmanın ardından Uşene Seyid, Aliye Mırze Sili, Cıvrail Ağa, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Hüseyin ve Hesene İvraime Qıji ile birlikte idam edilir.
“Beni oğlum Resik Hüseyin’den önce asın”

Yaşı artık 80’lere yakın olduğu halde kendisinden yaşça çok küçük Muhundulu Seyit Hüseyin’in şahitliğiyle yaşı küçültülür ve cezası infaz edilir.

Oğluyla birlikte idamına dönemin askeri komutanı ve daha sonrasının Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dan aldıkları “Tedip ve Tenkil Harekâtından Muaf Tutulduklarına Dair Berat” dahi engel olmaz. İdamında son arzusu “beni oğlum Resik Hüseyin’den önce asın” olur.

Dersimliler, on binlerce insanın katledildiği, on binlercesinin sürgün edildiği 1938 katliamını lanetlerken Seyit Rıza’nın yaşamından ve cesaretinden dersler çıkarıyorlar.

Ve 72 yıl sonra bugün, Seyit Rıza’nın idam sehpasında söylediği sözleri, -sanki tarih hiç değişmemiş gibi- adeta “bugünün Abdullah Alpdoğanlarına” karşı tekrarlıyorlar:

“Kerbelanın evladıyız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!” (HA/EÖ)

* Yazıyı Mehmet Gülmez’in “Dersim ra ve Dare Estene Seyit Rıza” (Zed Yayıncılık, İstanbul, 1996) kitabından yararlanarak hazırladım.
Kaynak: www.ntvturk.com

By Radyo Arguvan

Radyo Arguvan 2006 yılından beri aralıksız olarak yayın yapan ve Arguvan'ı ve Arguvan kültürünü tanıtmayı kendisine esas görev olarak gören Web Sitesidir. Radyo Arguvan adında anlaşılacağı üzere, Arguvan Türkülerinin yayınlandığı bir Radyo Sitesidir. Arguvan Türkülerinin yanında Halk Türküleri ve Özgürlük Türkülerinede yer vermektedir. Kültür ve Sanatta Halktan yana Tavır koymayı benimsemiştir.

Bir cevap yazın