Kazim Eroglu

KAZIM EROGLU

KAZIM EROGLU

İki türlü demokrasi vardır;birincisi gelişmiş kapitalist ülkelerde gördüğümüz nispi demokratik hak ve özgürlüklerin yerleştiği, sürecin kendi içinde genelde belli bir demokratik kurala (yasalara) göre işlediği  tür; ikincisi ise  bizim gibi gelişmekte yada azgelişmiş ülkelere özgü olan demokratik hak ve özgürlüklerin pek yerleşmediği, demokratik geleneklerin pek oluşmadığı, yönetenler tarafından demokratik kuralların (yasaların) pek işletilmediği ve önemsenmediği türler. Ben bu ikincisine demokrasicilik deyimini daha uygun buldum. Tabi ki burada bahsettiğim burjuva demokrasileridir. Her ikisinin de özü, burjuva   egemenliğini (diktatörlüğünü) gizleyen bir oyun olarak sahnelenmesidir. Bu oyunun sermaye tarafından konulan olmazsa olmaz kuralı, sermayenin koşulsuz özgürlüğüdür.

Bu oyun bizim gibi ülkelerde, halk muhalefetinin yükseldiği, egemenlerin ülkeyi istediği gibi yönetemediği koşullarda sık sık kesintiye uğrar; sermaye bu demokrasicilik oyununu bile sergileyemez, darbelerle gerçek baskıcı (diktatörlük) yüzünü açığa çıkararak kendini ele verir. Kısacası açık yada gizli faşist yönetimler bu ülkelerde işin genel karakteridir.
Bunun nedeni, bu ülkelerin maddi ve manevi kendi iç dinamiği ile gelişmiş burjuva bir birikime sahip olmamasıdır. Diğer bir deyişle, bu ülkelerdeki burjuvazi zayıf ve cılızdır; halkın ekonomik, demokratik, sosyal-kültürel taleplerini karşılayabilecek, kendi burjuva devrimini gerçekleştirebilecek ve ülkeyi tek başına kendi egemenliğinde-burjuva demokratik kuralları işinde-  yönetebilecek güçten yoksundur. İşin başından itibaren işbirlikçi niteliktedir; devlet bürokrasisi, feodal öğeler ve uluslar arası sermaye ile işbirliğine sürekli ihtiyaç duyar. Bu ülkelerde oligarşik bir yapı devlete, dolayısıyla ülke yönetimine egemendir.

Bu oligarşik yapı içinde olanlar temel olarak devletten beslenir, yani devletin kaynakları (vergiler ve ülkenin maddi zenginliği) ve olanaklarıyla büyür ve gelişirler. Bu nedenle bir parti aracılığı ile iktidar olup bu kaynak ve olanakların planlayıcısı ve dağıtıcısı olmak son derece önemlidir. Bu yapı içindeki kavga da esas buradan çıkar. Pastayı paylaşamama yada tek başına götürme dürtüsü kavgayı şiddetlendirir. Bu pasta kavgasında halk yoktur. Halka sadece figüran rolü biçilir; dört yılda yapılan seçimlerde halkın oyunu alabilmek için türlü türlü kılıklara girilir; bilinçli bir toplum kitlesine sahip olmayan ülkemizde din, mezhep, milliyet yada toplumla özdeşleşmiş kimi değerler kullanılarak yalan yanlış kimi vaatlerle, zaman zaman da küçük rüşvetlerle halktan rolünü kendisi için oynaması istenir.
Türkiye çok partili dönemi 1946dan itibaren sürdürmektedir. Bunda dışardan zorlamanın yani dış faktörün etkin rolü vardır. Böylece Türkiye çok partili döneme geçmekle demokrasiye geçmiş oluyor. Ancak ülkeyi yönetenler bu demokrasi oyununu hiçbir zaman sürdüremiyorlar.

Bizim gibi ülkelerde oynanan demokrasicilik oyunu sadece yönetenlerin halka karşı uyguladığı bir oyun değildir; aynı zamanda bu egemenlerin birbirlerine karşı da oynadıkları bir oyundur. Bu ülkelerde iktidar olan kendini sonsuz özgürlükle koşullandırarak ülkeyi adeta bir saltanat gibi yönetmeye ve tüm iktidar nimetlerini kendi tekeline almaya başlar. Muhalefette demokrat kesilenler iktidar olunca demokratlığı muhalefete devrederler. Yolsuzluklar usulsüzlükler skandallar, adam kayırma, kadrolaşma, yasa ve yönetmenlikleri kendine göre yeniden düzenleme her türden keyfilik yönetimlerin adeta olmazsa olmazları arasındadır. Dolayısıyla iktidar muhalefet partileri ekseninde dönen egemenlik-iktidar çekişmesi genelde sancılı ve çatışmalı geçer. Geçmişte DP-CHP, AP-CHP ve bugün AKP-CHP arasında cereyan eden çekişmeyi bu eksende değerlendirmek gerekir. Burada ne DP,vAP ve AKPnin ne de bunlara karşı duruş sergileyen CHPnin halkın ekonomik-sosyal ve hak ve özgürlük talepleriyle ilgili gerçek bir kavgası vardır.vBir yandan geleneksel yapının pek değiştirilmeden sürdürülmesinden yana olan CHP, öte yanda mevcut yapının değiştirilerek tüm olanakların kendi tarafına akıtılmasını isteyen bir egemen gücün temsilcisi DP, AP ve AKP var.

Türkiyede AKPnin kapatılmasına dönük  yaşanılan gelişme ve ardından karşı bir hamleyle ulusalcıların simge isimlerinin ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınmaları egemenler arasındaki bir iktidar mücadelesinden başka bir şey değildir. İşe hukuki midir yoksa siyasi midir demenin de hiçbir mantığı yoktur,çünkü yasaların ( hukukun) kendisi zaten siyasidir. Ülkemizde laik, kemalist yada ulusalcı denilen  geleneksel kesim ile liberal siyasal İslamcı kesim arasında uzun süredir güç gösterişi şeklinde bir iktidar mücadelesi yaşanmaktadır. Geleneksel kesimin buradaki en büyük kozu asker ve sivil (özellikle yargı) bürokrasi olurken, ikinci kesimin en büyük kozu ise ABD, AB ve büyük sermaye kesimleridir.
AKPye karşı muhalefet eden CHP ve diğer ulusalcı kesimin emekçi halkın gerçek anlamda hak ve özgürlük talepleri bağlamında bir muhalefeti yoktur. Kimi zaman hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında AKP ile birlikte hareket ederken kiminde de AKPnin bile gerisine düşmektedir. Devletin demokratik bir yapılanmasını değil baskıcı ve otoriter yapısının korunmasını destekleyen ve savunan bir konuma düşerek gitgide kendilerini halktan uzaklaştırmaktadırlar. CHPnin ve diğer ulusalcıların bu muhafazakar ve gerici anti-demokratik tutumları AKP gibi tescilli gerici, özgürlük düşmanı partilere ve siyasilere hak etmediği demokrat, ilerici türünden sıfatlar yüklemesine neden olmaktadır.

Uluslar arası güçler açısından günümüzde AKP iktidarı kendileri açısından en uygun olanıdır; iktidar dönemi içinde uyguladığı ekonomik politikalar gerek dış gerekse işbirlikçi sermaye açısından tam bir uyumluluk göstermesi, ABDnin özellikle  Orta Doğu projeleri için AKP adeta biçilmiş kaftan oluşturması, ülkede önemli bir çoğunluğu oluşturan  muhafazakar kesimin kontrol edilerek gelişen halk muhalefetinin bölünmesinde AKPnin  etkili olacağı düşüncesi AKPnin desteklenmesinde temel nedenlerdir.

AKP, uluslar arası desteğin yanında ülke içinde zaman zaman küskünlükler olsa da sermaye çevrelerinin (özellikle de kendi yarattıkları yeni burjuvaların), liberal kesimlerin ve toplum içinde muhafazar kesimlerin desteğiyle her şeyi kendi istediği gibi yapmanın pervasızlığını sürdürmektedir. DTPnin kapatılmasına ses çıkarmayan AKP, kendine dönük kapatma davasında bir yandan esip yağmakta, tehdit şantaj hamlelerini yapmakta, bir yandan demokrat oyunu oynamakta, öte yandan davayı etkisiz kılabilecek yasaları değiştirmenin yollarını aramaktadır.

AKPnin kapatılması hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Bu, AKPyi yada benzer siyasi yapıları kendi muhafazakar tabanından, halktan soyutlamaz. AKPyi tüm halktan soyutlamanın yolu AKPnin Amerikancı yüzünü, tekelci sermayeden yana olan yüzünü halk düşmanı, gerici-faşist, anti-demokratik yüzünü, hak ve özgürlüklere düşman yüzünü, demokrasicilik oyununu açığa çıkarmakla olanaklıdır. Buda halkın ekonomik, demokratik, sosyal-kültürel taleplerinin,  özgürlük taleplerinin ülkenin tam  bağımsızlığı taleplerinin şiar edilerek tüm alanlarda etkili bir muhalefetin hayata geçirilmesiyle olanaklıdır. Cumhuriyetine, laikliğe, Atatürke sahip çık soyut söylemleriyle olmadı, bundan sonrada olmaz.

Halk doğrudan yönetime dahil olmadan bir ülkede halk için bir demokrasi olmaz; olsa olsa bir burjuva demokrasisi yada bizdeki gibi burjuva demokrasiciği olur.

Sağlıcakla kalın.

By Radyo Arguvan

Radyo Arguvan 2006 yılından beri aralıksız olarak yayın yapan ve Arguvan'ı ve Arguvan kültürünü tanıtmayı kendisine esas görev olarak gören Web Sitesidir. Radyo Arguvan adında anlaşılacağı üzere, Arguvan Türkülerinin yayınlandığı bir Radyo Sitesidir. Arguvan Türkülerinin yanında Halk Türküleri ve Özgürlük Türkülerinede yer vermektedir. Kültür ve Sanatta Halktan yana Tavır koymayı benimsemiştir.

Bir cevap yazın