Image

ImageÇoğumuz biliriz, eskiden ‘Devlet Baba’ deyimi yaygın bir kavramdı. Bu kavram, devletin kimi sosyal uygulamalarından kaynaklanmaktaydı; istihdam olanakları yaratması, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin ücretsiz verilmesi, üretici köylülerin ürünlerinin üretimden pazarlamasına kadar desteklenmesi türünden uygulamalar ‘Devlet Baba’ deyimini yaratmıştır. Bu kavram aynı zaman da devletin baskıcı, şiddet içeren yönünün de ‘Baba’dır hem sever hem döver’ tekerlemesi ile  görmezlikten gelinmiş, ‘şeriatın kestiği parmak acımaz’ türünden söylemlerle giderek meşrulaştırılmıştır. ‘Havuç-sopa’ misali uygulamalar sürdürüle gelmiştir.  Tabi ki bu toplumsal algılamanın kökleri Osmanlı devlet düzenine kadar gider. Devletin sosyal niteliği ‘…laik,demokratik sosyal hukuk devletidir’ deyimiyle T.C. anayasasına da girmiştir.
Devlet, her şeyden önce bir sınıf egemenliğidir; egemen sınıfın bir baskı mekanizmasıdır. Günümüz kapitalist toplumu içinde bu mekanizmayı elinde bulunduran sermaye kesimi, kendi sömürü düzeninin devamını sağlama ve bu sömürüsünü azamileştirme doğrultusunda diğer sınıf ve katmanlara yönelik her türlü baskı, şiddet, terör uygulamalarının yanında kimi nispi demokratik hak ve özgürlüklere de yer açar. Adalet, eşitlik, demokrasi,hürriyet, sosyal, hukuk v.b. kavramlar ve kimi uygulamalar toplumun gözünde devletin sınıf egemenliğine dayanan baskıcı yönünü gizler.
Ülkemizdeki sosyal uygulamalara baktığımızda sürekli bir geriye gidişi görebiliriz; üretici köylülere dönük desteğin kaldırılması yada azaltılması, devlet yatırımlarının azaltılması ve özelleştirmelerle işsizliğin yükselmesi, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin özelleştirilmesi ve paralı hale getirilmesi gibi temel sosyal uygulamaların ortadan kaldırılması bu geriye gidişi bizlere göstermektedir. Yeni-liberal uygulamalarla hemen her şeyin küresel sermaye güçleri ve işbirlikçilerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırılması kazanılmış kimi sosyal hakları ortadan kaldırmıştır.
Bugünlerde sosyal sigorta ve genel sağlık sigortasında yapılmaya çalışılan değişiklikler toplumdaki duyarlı emekçi kesimleri ayağa kaldırmıştır. Bugün AKP iktidarının yapmak istediği bu alanda kazanılmış hakların ortadan kaldırılarak sağlığın, emekliliğin kısaca insanların temel güvencelerinin tümüyle piyasaya endekslenmesidir. Emekçilerin ‘mezarda emeklilik’ dedikleri bu yasa emekliliği öteleyen, zorlaştıran ve emekli aylıklarını düşüren bir yasadır. Sağlık alanın da ise devletin yükümlülüğünü azaltan, ortadan kaldıran, her türlü sağlık harcamalarından sigortalıların katkı payını azamileştiren, özel sağlık kuruluşlarını destekleyen kısacası sağlığı da tümüyle piyasa koşullarına terk eden uygulamalar içermektedir.
Toplumun gözünde de artık eski ‘Devlet Baba’ imajı, devletin ‘baba’lık vasfı çoktan ortadan kalkmış; bu deyim demode olmuştur, Zaten kimse de kullanmıyor. Liberallerin deyimiyle ‘devletten beslenme’ artık kalktı-tabi ki bu halk için kalktı, sermaye kesimi için, bürokratlar için, iktidardaki partili bir azınlık için devletten beslenme asla kalkmaz. Burjuva ideologları, devletin toplum için sunduğu  sosyal hizmetleri burjuva devletinin bir lütfu olarak gördüklerinden buradaki açık anlatım şu; sizin göreviniz devlete vergi vermek, gidip asker olmak, konulan yasalara uymak; size bir T.C kimlik hüviyeti verilmiştir, devletin size bir hizmet sunmasını bekleyemezsiniz işini kendin kuracaksın, para kazanacaksın  paran kadar da piyasadan istediğin hizmeti alırsın, sözüdür. Burada saygıyla andığım Merhum Muharrem Yazıcıoğlu’nun bir şiiri aklıma geldi bir dörtlüğü sizlerle paylaşmak istiyorum;

‘Cephelerde Mehmetçiğiz
Dar günlerde nöbetçiyiz
Hem üreten hem aşçıyız
Sofradan kovarlar bizi’

 Vergiler bize, zindanlar bize, işkenceler bize, dar ağaçları bize, vatanı beklemek bize,üretmek de bize; yemek ise onlara; ne adalet ama! Sosyal Devlet dediğin böyle olur!
Sadece ülkemizde değil batının gelişmiş kapitalist ülkelerinde de sosyal haklar giderek budanmaktadır- yurt dışında çalışan işçilerimiz iyi bilir. Bu durum kapitalist sömürüyü azamiye çıkarma çabasıdır. Sosyalist bloğun dağılması ve kapitalist devletler üzerinde sosyalizmin bir baskı unsuru olmaktan çıkmasıyla birlikte bu devletlerin, emekçilerin kazanılmış haklarını da pervazsızca budamaya dönük uygulamalar içine girmeye başladığı bir dönemi yaşadık, yaşıyoruz. Bu uygulamaları ne derece hayata geçirip geçiremedikleri emekçilerin gösterdikleri sınıf mücadelesi ve kararlılığı belirlemiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılma süreciyle birlikte konjonktürel olarak emekçilerin sınıf mücadelesinin gerilediği bir dönem yaşandı. Bu dönem emperyalist-kapitalist devletlerin hem kendi ülke emekçilerine hem de ezilen halklara yönelik ekonomik,askeri, siyasi,kültürel  saldırı ve kuşatmalarını da yoğun bir biçimde içerir. Küreselleşme, globalizm gibi kavramlarla da bu dönemde tanışıldı. Bu kavramların anlamını artık hepimiz biliyoruz; emperyalizmin dünyada kayıtsız koşulsuz tam egemenliği ve sömürüsü.
Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin uygulamaları tüm toplum kesimlerinin canını yakmaya başlamasıyla birlikte sol-sosyalist kavramları artık hemen herkes kullanmaya başlar oldu. Yakın zamana kadar emperyalizm, sömürü, özgürlük, demokrasi, adalet, eşitlik gibi kavramları kullanmak bir kişinin sol-sosyalist kimliğini açığa vurması için ve de gözaltına alınıp kominizim propagandasından yargılanması için yeterliydi. Şimdi artık herkes de rahatlıkla kullanabilmektedir, vay komünistler vay!
Günümüzde tüm kapitalist devletler, göreceli kimi sosyal uygulamaları da ortadan kaldırarak, gerçek nitelikleri olan anti-sosyal niteliklerine bürünmüşlerdir. Burada, kapitalizmin doğası gereği karını azamileştirme dürtüsü yatar. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de emekçi kesimler giderek daha çok yoksullaşmakta, orta kesimler var olan değerlerini yitirmekte ve emekçi kesimlere yaklaşmaktadır. İMF’nin dayatması olan sosyal güvenlik yasıyla yetinilecek midir? Tabi ki hayır. Toplumdaki direnç noktalarının kırılması yeni anti-sosyal uygulamaları ortaya sürmelerini getirecektir; sırada bekleyen daha bir çok yasa var. Halkı limon gibi son damlasına kadar sıkmaya devam edecekler. Halkımız ise ya olup biteni seyrederek kendini limon gibi sıktırıp posaya dönüşecek yada  bu anti-sosyal uygulamalara kararlı bir sınıf bilinciyle direnerek sermayenin saldırılarını püskürtüp insanca yaşamın yollarını döşemeye başlayacak, anti-sosyal bir devlet olan kapitalist devletin yerine gerçek sosyal bir devlet olan sosyalist bir devletin kurulması umudu, bilinci ve inancıyla..

Saygılarımla.

By Radyo Arguvan

Radyo Arguvan 2006 yılından beri aralıksız olarak yayın yapan ve Arguvan'ı ve Arguvan kültürünü tanıtmayı kendisine esas görev olarak gören Web Sitesidir. Radyo Arguvan adında anlaşılacağı üzere, Arguvan Türkülerinin yayınlandığı bir Radyo Sitesidir. Arguvan Türkülerinin yanında Halk Türküleri ve Özgürlük Türkülerinede yer vermektedir. Kültür ve Sanatta Halktan yana Tavır koymayı benimsemiştir.

Bir cevap yazın