Image

ImageArguvanımızın Aydın simalarından Ali Rıza Uğurlu ile yaptığımız e-Röportajı siz değerli Takipçilerimize sunmaktan derin mutluluk duyuyoruz.

O Arguvan Türkü Festivalinin Fikir Babası ve Organize edilmesi için büyük çabalar sarferek yıllardır Arguvanlıların gözdesi olan bir ektinliği bizlere kazandıran isim…

Ayrıca Köyü İsaköyündeki Tarihi eserleri özel çabalarıyla Restore ederek bizlerden sonraki nesillere Hediye eden bir büyüğümüz….

Sayın Uğurlu sizi Arguvan ve Genel Alevilik mücadelesini yakinen izleyen herkes bir şekilde tanıyor zaten, fakat yeni nesiller ve konuklarımız için kendinizi tanıtır mısınız?

Ali Rıza UĞURLU kimdir?
-Aslen Orta Asya dan yoğun göçler arasında 1071- 13 yy  aralıklı olarak Anadolu’ya gelen Oğuz Türkmenlerinin Beydili kolundan olup İsaköyü’ ne gelip köyleşen sülalenin bir ferdiyim.Yani İsaköyü lü Beylerindenim. 1938 doğumlu olup çocukluğunu pek de iyi yaşayamayan ve o nedenle sadece köyünde ilkokulu okumakla sınırlı kalan, o konuda talihsizlerden biriyim.
1958 evlendim beş çocuk babasıyım. Babam çok erken öldü. Elim işe yettiğinde askerlikten önce de sonunda da, köyde çiftçilik yaptım. Okumayı seven artık yazmakla da zamanını kullanan bir işçi emeklisiyim.

Almanya ya gidiş süreciniz, buna iteleyen hayat koşulları ve Almanya da sınıf mücadelenizdeki rolünüzden bahseder misiniz?
– Almanya ya bir iş gücü olarak gitmeyi göze almanın elbette ki bir nedeni vardı, emeğin ciddiye alınmadığı bir Türkiye de geçinmek zordu, Askerden döndüğümde borç harç aldığım yarım Traktör yaşamımızı kolaylaştırır dedikse de tersi oldu, borç yükümüz ağırlaştı ve ilk çağrıya beş çocukla annelerini annemize emanet edip arkamıza bile bakmadan gittik. Asker olup beklediğimiz ve vergi verdiğimiz ülkemizden, öyle bir uzaklaştık ki, yüzde seksenimizin o gidişi oldu.
Ben Türkiye de  bir patron yanında emek karşılığı çalışıp o iş hayatını yaşamamıştım, 1957  Malatya Şeker Fabrikası üretime açıldığı ilk sene, köyden birkaç genç pancar işçisi olarak baş vurup çalışmıştık, 12 saat tam gece çalışmışlığım 35 gün, hepsi o kadardı.
1969 da Almanya ya geldiğimde Köln Fort fabrikasında bantlarda çalıştırıldım. Aklımda hep bir çokları gibi, biraz para biriktirip dönmek vardı. Ancak, iş yeri toplantıları, uyarı grevleri, grevler bana bir şeyler öğretiyordu. Fort da 4 yıl çalıştıktan sonra Bremen de hemşeri ziyaretine gitmiştim ve orada çok Türkiyelinin de çalıştırıldığı demir çelik anlatıldı, özendim çıkıp oraya gittim. İş koşulları alabildiğine ağırdı, çalıştırıldığım yer yüksek fırınlar oldu. 1975 yılında yabancı iş gücüne de eğitim seminerlerine katılma hakkı anlatılıyor. 1976 Şubat ayı olsa gerek,  yazılıp bir haftalığına o seminerlere katıldım.  Orada Bir şiir yazdım ‘’
11 kıtalık bu şiirim Almancaya çevrilip her gün dersten önce bir sefer Almanca Türkçe dinletilirdi. Halk Eğitim Merkezi ‘’Volks Hoh Şcule’ den’’ gelen hocalar hafta boyu hep sorularını bana yöneltirdi ve beni bir yer keşf eder gibi yakaladılar.
Bremen de her yerde beni konuşmaya başladıklarını duyuyordum. İş yerinde temsilciliğe kadar gidip beni konuşuyorlar ve  temsilci olsun diyorlar. Ben de sanki ona hazırlanıyormuşum gibi iş yasalarını, mahkeme kararlarını, iş yeri anlaşmalarını, arayıp bulup hep okurdum, aynı zamanda Türkiye den haftada bir gelen Cumhuriyet Gazetesine de aboneydim. İş yeri işletme toplantılarında çıkıp iş yasalarından yabancı sorunlarını konuşmaya başladım ve hem iş yerinde Sendika temsilciler yönetimine, hem de İş yeri İşçi temsilciliğine seçildim, Bulunduğum ilde SPD ‘’Sosyal Demokrat Partiye üye oldum ve tüm görevlerimde yararlı olduğuma ve 19992 de emekli olduğumda  içim rahat ayrıldığımı da söyleyebilirim.

Almanya Alevi örgütlenmelerinde aktif rol aldığınız, Bremen Alevi Kültür Merkezi Genel Başkanlığı yaptınız ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde aktif olduğunuzu biliyoruz, Bu süreci ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

-Evet, öncelikle Almanya da ilk geldiğimizde ucuz iş gücü olarak çağrıldığımızın bilinci ile
örgütlenme yolunu düşünmüştüm ve bulunduğum il Delmenhorst da kısa adı D.T.İ.C. (Delmenhorst Ve Çevresi Türk İşçileri Cemiyeti) ni  kurduk, 1977 de seçilen ilk başkan olarak emekten yana mücadele de aktifleştiğimi sanıyorum.
1992 de emekli olduğumda Alevi hareketi başlatılmıştı, yörede biraz da olsa tanınmam nedeniyle harekete katılmam sık sık istendi ve aleviyim diyen birileri de hareket içinde Sünni İslami dayatmalarla aleviyim demeye başladılar. Ben öğreti de önemli yeri olan ve yaşayan 7 ozanımız   ‘’Nesimi-Yemini- Hatayı- Fuzuli- Pir Sultan Abdal- Kul Himmet- Virani – ustaların sürdürdüğü ve deyişleriyle de anlattıkları Alevilik çarpıtılacak kaygılarımla  örgütlenme de yerimi almıştım.
Bir çok arkadaş da benim gibi emeğin öğretide önemini kavrayarak yola koyuldukları için yanlarında olmaya gönlüm razı oldu. En çok da dedelerin öğretinin sadece dini yanıyla Alevilik yapmaya soyunmaları da bence büyük bir eksiklikti. Bir cem töreninde hep ahret ve cennet cehennem konuşulurdu. Oraya gelen lokmaların eşit bir şekilde paylaşılması ve tüm cemaatın rızası sorulmadan yenilenemeyeceğinin içeriği bile anlatamıyordu. Elbette ki, y.yıllar yasaklar altında, gizli yerlerde, kapılara bekçiler koyarak o lokmalar bile gizli paylaşılırdı, o insanlar camilere de özendirilmişlerdi. 20 yıllık bir örgütlü mücadele ile tam da olmasa dünyaya açık ve kıblesini insan olarak tarif eden bu öğreti o 7 ozanımızın öğütleri doğrultusunda örgütlenmenin gereğini düşünmüştüm. Tabi ki, bu örgütlenme Avrupa çapında olduğu gibi, dünya da da bir çok ülkede Alevi varlığına ışık tuttu ve öne çıkmalarına da örnek oldu diyebilirim.
Bu hareketle Türkiye de çok köye cami yapılmasının engellendiği gibi o hareket sayesinde Türkiye örgütlenmesi de güç kazandı diyebiliriz.
İyi de etmişiz, her katkıda bulunan yandaşlarımıza şükranlar arz ederken, ‘’İnsanı insan tanıma , keşfetme hak ve hürriyetlerini ‘’ele bele, dile sahip ol, düstur ile yaşatmak için o yola koyulduk diyebilirim.

Araştırmacı yazar olarak bir çok kitap  çalışmalarınız var, kaleme aldığınız kitaplar ve içerikleri nelerdir?

Sevgili kardeşim,  4, şiir 2. Öykü, 1, Araştırma gibi, kitaplarımın yanında bir çok siteler de en çok da (Radyo Arguvan) da 300 kadar belki daha fazla yazılarım yayınlamışımdır. Ömür vefa kılarsa çoğalta bilirim de.  İçerik hakkında beni ben gibi tanımış olanlara demiyorum,  tanımayanlar ancak okuduğunda kitabın içeriğini anlayabilecektir. Ben sözünü ettiğim öğretinin meclislerinde büyüdüm, emekten yana kavgada ömür boyu yerimi aldım.
İçinde dönüp durduğumuz yuvarlak nasıl ve kimlere kaptırılmış, birilerinin palazlanması uğruna savaşlarla insan kanı akıtılıyor, doğa tahrip edildi, Açlar dolu dünyada, diyen bir kişi bunlara sebep ve öncülük eden kişilere  övgüler yağdıracak değil ya.
Siz el atana dek bazı Arguvan yöresine hitap Web Sitelerinde Şah Sultan İsaköyü ve İsaköyü Beyler bağlamında bir takım olumsuz yazılar vardı, bahsi geçen süreçle ilgili araştırmalarınız ve sonuçları hakkında bizi bilgilendirir misiniz? 

-Elbette ki, Derviş Muhammet, Ahmet Aşıki gibi, Şah Sultan da İsaköy doğumludur ve orada eğitimini almış genç 17 yy hanımefendisi bir şairdi, Yaşamında olumsuzluklarla karşılaştı, gibi söylentiler aslında beni de hayli rahatsız etmiştir, 1988 de Şah Kulu Dergahına böylesi bir not bırakılmış. Ben yazılarımda bu değerlerin hepsinin yaşamlarıyla ilgili konularda olduğu gibi, özellikle de Şah Sultan’ ın  birkaç göbek yakını olan iki kişiyle konuşup ve ondan sonra aldıklarımı kitabıma koymuştum.. .
Soru şu idi, ‘’Şah Sultan Anzahar’a nasıl ve niçin gitti? Soruyu (Oğuzların Uzantısı Arguvan’ın İsaKöyü) kitabımı yapmadan önce sormuştum.
Yanıt şu, ‘’ Anzahar da Gamber Ağa’nın türbesinde hizmet için gitti…
Dedikleri doğrudur, onu oraya yönlendiren asıl neden, hatta çok deyişlerini mahlasında onun adıyla  söylediği ‘’Derviş Muhammet’’ daha önceden o dergaha hizmet için gitmiş ve oradaydı.
Olay şu;  Dabanbüklü Teslim Abdalın Torunu ‘’Derviş Ali’’ İsaköy’de Beğlerin rehber kapısı olarak sık sık bulunur, Kışla köyünde de dedelik hizmeti sunar.  Kerkük’ ten gelip Hacı Bektaş’a dergaha giden Kelküklü Hüseyin İsaköy’ de Derviş Ali’ yi duyar ve her gelişinde de İsaköy’e uğrar Beğlerde misafir kalır. Gün gelir Derviş Ali’ nin ve  Beğlerin de desteğiyle köyde Avşar kızı Fatma ile evlendirilir. 1755 de de Derviş Muhammet dünyaya gelir, daha çocuk yaştayken de babası Hüsiyni kaybeder. Adları günümüze kadar da ulaşan Derviş Muhammet- Ahmet Aşıki- Şah Sultan, yol erkan hakkında eğitimlerini Derviş Ali ‘den alırlar, onun yanında ozanlıkla da kendilerini yetiştirirler.
Hünkar’a dergaha gitme merakı Derviş Muhammet  ve Ahmet Aşıki dede varmış ve
gidip gelirler. Derviş Muhammed Gani Baba’nın babası ‘’Gamber ağa Babalık baratını alıp dergahtan ayrıldıktan bir süre sora köyü olan Anzahar’da  vefat eder. Gamber Ağa ile Babası Hüseyinin de manen yakınlıkları Derviş Muhammet tarafından da bilinir ve o vefatı duyduktan sonra da kendisi Anzahar’a gider ve orada Gamber ağanın Türbesinde kalır.
Karahöyük , Bozan gibi bir çok köyü de o dergahta tanır kendine manevi bağla da tutar mürit edinir.  Derviş Muhammet e  manevi bağı olan Şah Sultan da, olayı duyar onun arkasından gider, Derviş Muhammed’ in vefatına kadar  kendisi de o  dergahta hizmete katkı sunar…
Olay bu. Ve Derviş Muhammet’i kaybedince de dönüp tekrar baba evine İsaköyü’ne gelir, bir süre sonra Derviş Muhammet müritleri ‘’bozanlılar’’ gelip Şah Sultan’alıp  Bozan’a götürürler ve türbesinin orada olduğu tüm çevre halkı tarafında bilinir ve ziyaret edilir.
Ahmet Aşıki dergahtan köyü isaköye döndüğünde Felahiye ye bağlı Ecirli köyünde misafirken hastalanır ve orada (1821- yada 1822) de vefat eder ve mezarı ordadır. Derviş Muhammed ‘in Babası hatta Annesi de, nerde vefat ettiler ve mezarları nerededir bilinmiyor.
Derviş Muhammed  babasının vefatından sonra kendisinin de Kerbela’ya gidip geldiği söylenmektedir. Ve bir yolculuğunu da şu beyitiyle anlatmaktadır.

Gönül Arz eyledi kendi hanemden        Gemiyi geçende handa yatalım
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru        Gam ile kederi orda atalım
Hüseyne gitmeye niyet eyledim             Bir gerçeğin eteğinden tutalım
Kalk gidelim gönül Hüsene doğru          Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Nerdeyse, dokuz kıtalık bu beyiti de bir başkalarına mal edecekler.  Şah Sultan hakkında anlatılanlarsa,  ara dedikodulardan ibaret olsa gerek ve bir kaynak gibi de bir yerlerde alıp ne yazık ki, kullananlar oldu.
————-
Arguvan’ın bir çok köyünde yaşayan saygın, sözü dinlenir, kapısı her zaman insanlara açık olarak bilinen Beyler Sülalesinin yapısı ve tarihte oynadığı rol nedir?

– Anlatayım; Beyler Oğuz Türkmenlerinin Bey Dili boyundan olup Türkmen Alevilerdir.
Aşağı piyer’ olarak söylenen kendi yaptırdıkları çeşmenin içinde taşlara oyularak yazılmış Arapça Farsça yazılı bir şiir var’’

Mir Yusup eyledi revan          ( Mir -Bey demek oluyor aşiret reislerine olan hitap şekli
Rahmet ede gafuru Rahman
Mustafa Bin Hasan buldu sırullah
Sahibine Gıl Şefaat Ya Resulullah
Akıttı çeşmeyi Mamur Etti Köyü
İçirdi Hasan Hüseyin aşkına suyu

Yazıda kırıldığı için yalnız şiiri tercüme ettirebildim ve kitabımda 26, sayfada  resmi de görülebilir. Beyler sürüleri ve adamlarıyla ilk geldikleri yer Yıldızeli yaylalarıdır ve inip kışladıkları yerse Alaca Han.  Bu yöreye bir çok bu tip göçlerden gelenlerden bazıları kış aylarında geri sıcak Urfa yörelerine kışlamaya gittikleri kaynaklarda görülür. İsaköyü ve etraf köylerdeki akrabalar yöreye yerleştikten sonra daha fazla uzaklara gitmeden tohma su kenarlarına kadar da inip oraları kullandıkları yaşlılarımız tarafından  söylenirdi. Son olarak İsaköyü’ nün  hemen  batısında ‘’Çağıllı Vaysören’’ denen yerde de çadırlı kaldıklarına dair izler bulunmaktadır.
Sonuçta bu günkü köyün yerini MÖ bir yerleşim yeri olarak keşfedip yerleşip ve kalırlar…
Hanedanlık geleneği günümüze dek de sürdü diyebilirim.
Osmanlıyla zaman zaman araları açılsa da, önemli görevlere getirilen beylerden birleri de var. Örneğin, Bunlardan adı geçen Zeynel Bey  saltanat valiliğine kadar da yükselmiş.

İsaköyü de restore ettiğiniz Tarihi eserler hakkında bilgi verir misiniz? Kimlerden kalmadır? Restore etmeden evvelki durumları nasıldı? Restorasyon sürecinde destek sunanlar oldu mu?

-Tarihi o eserlerin içinde  köye ilk gelip yerleşen iki kardeş ‘’Abbas Bey – Yusup Bey ve eşlerine ait mezarları var, etraf da da, o aileye ait bir çok mezarlar bulunmaktadır…
Büyük Selçuklu zamanında türbelerde olduğu gibi kumbetler dede parlak bir gelişme görülmekte. Bu eser Selçuklular zamanından  kalmasa da, onların bıraktığı hatta İranlılar ve Orta Asya da görülen mimarı eserler, özellikle örnek alınarak yapılmıştır…Zamanında büyük emek verilerek işlenen Ağın Apuşma’ dan getirilen kesme ocak taşları üzerinde onca motifler ne yazık ki imha edilmiş. O eserlerin yapıldığı gibi korunmasına ben yetişemedim, 1920 lerden sonra mimarı eser köy halkı tarafında sökülerek yapılan yeni evlerin köşelerine  kullanılmış,  geç de olsa buna tanık olabildik.
Tek kemer üzerine kalıp dökülen esere el atmak ‘’hele olanaklarım vardı da kullandım’’ ve eksikleri olan sekiz kemer için ’’Kayseri Emre Taş ocaklarından getirttiğim iki araba ocak taşlarıyla eseri köye bakan güzel bir duruma getirdik. O nedenle kendimi çok da mutlu hissediyorum. Çünkü o bir tarihti.
Destek konusuna gelince, asıl yardım etmesi gerekenler etmediler, akrabalardan bazıları  işçilikte usta çalıştığında yardımcı oldular.

Emekli olduktan sonra hayatınızı Almanya ve Malatya ağırlıklı sürdürdüğünüzü biliyoruz,Malatya dayken nelerle meşkul oluyorsunuz, zaman nasıl geçiyor emeklilikte?

-İşte asıl sorun burada, kahve alışkanlığınız yoksa tek başına kalırsınız. Önemli değil internet çağındayız, o arkadaş oluyor size.

Arguvan Türkü Festivali Organizasyonundan bahsedelim, Festival yapılanmasının fikir babası olduğunuzu bilenler biliyor bu süreci detaylıca anlatır mısınız?

-1997 den 2003 e kadar, “Arguvan da bir Türkü şöleni yapılmalıdır” diye yola koyulduğum ve çabalarım, bazı  işi başından takip eden, dürüst erdemli kişilerce yerli basın ve internet sayfalarında yazılıp yayınlanmıştır da…
Konuyla ilgili “haksız bencil açıklamalara cevabım dost sitelerde okunmuş olsa gerek ve
7. Festivale kadar içimi ısıran  haksız tutumlar karşısında yöremin sessizliğine saygı olarak suskunluğumu da muhafaza etmeye çalıştım.  İşin  devamı ve önemi  kazanıldığında hiç işte eli ve dili olmayan birileri de, kendine bundan pay çıkarmaya koyuldu…
Çalışmalarım radyo ve televizyon aracılığıyla 1997 de başlamıştır ve yükselen sesimin ilgililerce duyulmaması karşısında sonucu, Malatya da sanat ve  kültür adamlarını sık sık parklara davet edip destek isteme çabalarım az zaman almamıştır.  Ne acıdır ki, sonuçta ‘tek başıma Arguvan’a önerimi götürme kararım oldu, doğrusu beni üzüyordu da… Son olarak, “25 Temmuz 2000 de Cumartesi” “ Malatya Vakıf Park”ta bir toplantı daha düşündüm ve çağrıma uyanlarda oldu, çağrıyı  duyup Arguvan’
lı olmayıp davetsiz duyup katılanlar da olmuştu ve uzun uzun tartışma sonu, görüşlerimi benimle paylaşan iki güzel insana şükranlarımı sunmak istiyorum. O an bana güç hem de cesaret verdiler,
“S. Halil YAZGAN, Ali Ihsan ÖZTÜRK”  Diğer o toplantıya çağrıma  davetsiz katılan isimleri mevzu etmek istemiyorum, ,onların “Arguvan o yükü götüremez” gibi görüşler,  havadan sudan laflar beni durdurmaya yetmemişti zaten…
27 Temmuz 2000 Pazartesi, günü Arguvan”a gitmeye kesin kararlıyım.  Orada Nüfus Müdürü olarak görevine giden Sayın “Halil YAZGAN ı arabama aldım ve  yola koyulduk, S. Ali Ihsan ÖZTÜRK Otel de görevli mesai günü olduğu için bize katılamadılar.  S. Muharrem Yazıcı oğlu o an için Arguvan da oradaydılar, konuyu anlattım, önerime uydu ve bize memnuniyetle katıldılar.
Buraya kadar sonuca gelmek için, çaydan atlarcasına ayrıntıları atladım.” Kısaca konunun “güncelleşip  gündeme oturduğu yere gelmek istiyorum…”
Önceden randevü istemiştim,  Belediye Başkanı  S. Mehmet Fidan’ı’ iki güzel niyetli insanımızla makamında  ziyaret ettim  ve önerimi açtım. Uygun da gördüler. Dönemin Kaymakamı Sayın “‘Kemalettin SAKI ’nı  de ziyaret edip önerimi kendisiyle paylaşmamızı özellikle ben istemiştim.  Aklımda olan da, önerimin “Resmiyet kazanıp gündeme oturması gerçeğiydi. Vardık Sayın Kaymakam’a, konu açtık ve  enine sonuna görüşler paylaşıldı, Sayın Kaymakam “Kemalettin Bey”  sevindiler de, “İyi hazırlanmalıyız, “ konuya devamlılık da kazandırabiliriz, deyip beni tebrik de ettiler…

(Arguvan da bir Türkü Şenliğinin resmi olarak gündeme oturması ‘’27. TEMMUZ  2000” Pazartesi ‘işte o gündür)
” O gün orada “Kaymakamlık makamında” iki yetkili Makam sahibinin hazır huzurunda önerimin resmiyet kazanmış olma sevincimi ve  heyecanımı halen de içimde saklıyor gizlemek de istemiyorum…
Anlattıklarımın aksini iddia edecek birisi varsa, ve kendine güveniyorsa, çıksın …
Ellerine geçirdikleri ortamı bencilik adına kullananlar, nankörlükleriyle o ortamdan ayrılıp giderler ve doğrular oradadır ve  hep de orada olacaktır…
Almanya’da olduğum tarihlerde bile”  telefonla çalışmalar hakkında bilgi edinme çabalarım da durmadan devam etmiştir.  Yani, konu özel gündemimden bir an bile inmemiştir…  Dönemin  her 2 Kaymakamı ve zamanın Belediye. Bask. hayattalar ve her şeye tanıklardır da. Şurasının altını da kalınca bir çizmekte de, yarar olacak diye düşünüyorum. “Seneleri önüme katıp Arguvan’ı yol ettiğim zaman, içerisinde bu gerçeklerin üzerine yatanlar, neredeydiler? Neden hiç sesleri çıkmıyordu? Vakıf yayın organları “Arguvan Olgusu” dergilerinde “bir sefer de olsa” niçin hiç bahis edilmedi? Kocaman bir vakıftınız, çünkü aklınıza gelmedi, geldiyse de topluma açmaya cesaret edemediniz…
Şu anda güzel yöremizi çiçekler gibi süsleyecek ‘Türkü Festivalimizin 8, ii yaşadık  7, sinden sonra da ben şunu, bende bunu demiştim diyenler maşallah çoğaldılar.  Sayın Muharrem Temiz’ ‘Arguvan Yolu’nun 3, sayısında asıl doğrulara yaklaşmıştı ‘2003 de Festival yapma kararı aldık’ diye açıklamıştı. 2010- 8, festival de ise benim çalışmalarıma o hiç dedi…

Tüm yaz l tatillerimde işin arkasında olup Malatya Arguvan arasını arabamla yol etmiştim. 2001 son baharında  DDK Başkanı  olduğum “ Malatya “Sanat Kültür Derneği” “MAKSAD” Başkanı “S. Mustafa Yuka ve  2, Başk.S. Ali İhsan Öztürk’le de konuyu paylaştım” tarih ”2001 Eylül ” Malatya Maksat olarak” Sayın Belediye Başkan M. Fidan’I ziyaret edip çalışmalar hakkında bilgi edinmiş olalım ve Maksat olarak “nasıl bir katkı da bulunabiliriz” teklifimizi iletelim, demiştim.  MAKSAT  YK. tarafından önerim uygun göründüğünde her iki başkanı da arabamla alıp Arguvan götürdüm. Ziyaretimizde  hem “Sayın Fidan’ı hem de değişen yeni Kaymakam S.‘Özkan Demir’i” ziyaret edip çalışmalar hakkında bilgi edinmiş olduk..
.      Bu çabalar işi takip etmenin ciddi bir boyutu olsa gerek…” O zaman nerelerdeydi bu inkarcılar?
Sayın Fidan bize o konuyla ilgili çabalarının yanında “Ankara”ya Kültür Bakanlığına gittiğini ve konuyu Sayın Bakan”a anlattığını, Bakanın kendisine “Programınızı görüp bu günün parasıyla “1000” TL katkıda bulunabileceklerini ve bu da bizim için yeterli sayılamaz” gibi açıklamalarda bulundu. Bu Ankara ziyaretini ve olanları Sayın  Yeni Kaymakam la da paylaşalım dedim. “Deyişmiş olan kaymakam “Sayın Özakan DEMIR” e makamına vardığımızda, Sayın FİDAN Ankara ziyaretini orada da anlattılar. Sayın Özkan DEMIR  beraber gidebilirdik, niçin yalnız ve habersiz gittiniz?, “birilerine uğrar görürdük, üzüldüm demişlerdi.
Kısacası, kaymakamlıkta konuyla ilgili görüş alış verişlerden sonra Sayın  M. FİDAN  hazırlık çalışmalarımız sürmektedir ve 9. Eylül” 2002 de gerçekleşecektir sözünü verdiler.
O tarihte “MAKSAT adlı dergimizin “2001 Haziran Temmuz  “Sayı,  2. Sayfa  14 de Sayın Fidan”ın kendi kaleminden konuyla ilgili açıklamalarını aynen yayınlamıştık. O yazıda Sayın FİDAN”nın açıklamalarından kısa bir bölümü aynen alıyorum.
( 2002 Eylül ayi başlarında Müzik Festivali (Şöleni) yapmayı düsünüyoruz, “Arguvan  Eğitim. Kültür  Vakfin ın ve Arguvan köy derneklerin katkıda bulunacakları inancındayım…”
Bu açıklamalar dergimizin dediğim sayısında ve sayfalarında mevcuttur…  Ancak: Bu bize verilen “9. Eylül. 2002 sözü  ne yazık ki gerçekleşmedi.  S. M. FİDAN” ın Vakıfla Kadıköy DILA Otel de buluşma tarihi ‘10.10 2002’ dir, o tarihte İstanbul Kadıköy “Dıla Otel” de 2003 Temmuz için “Vakıfla görev nasıl paylaşıldı?, onu M. F. kendisine sormak lazım…
10.10.2002 ilk adım atıldı denmesi “haksızlıktır, inkardır ve nankörlüktür” 7 Festivalden sonra bunları demekle ancak içimi doğrulara açmış olacağım… Benim uzun uzun çabalarımı bir hiç saymak kimlere ne kazandırdı ki?
Bu çabalarımı yok saymak için,  beni tüm festivallerde kapalı tutma çabalarını da anlamak zor olmasa gerek…
– Festival 1. Program dışı, bir şiir okuma fırsatı verildi ve bir şiirle festivale katkı sundu diye de bir yerlere yazdılar…
– Festival 2 de etrafın baskısıyla, aracılar sayesinde “10 dakika “yine program dışı” sahneye izin verdiler.
– Festival 3. Sağlık sorunum nedeniyle Almanya da idim. O festivalde, Sayın Merhum ‘Muharrem YAZICIOGLU’ sahneye alındığında, festivalin gerçekleşmesi yolunda atılan adımlardan ve adımızdan söz edince kolundan tutup sahneden aşağı alındığı halen konusulmaktadır…
Bu niyet “ben ve benciliklere rağmen, beni sevindiren ve rahatlatan olay, “Arguvan”nın bu festivallerle “maddi ve manevi” çok şeyler kazandığına olan inancımdır…
O niyetlerle o işi üstlenenler, siz gittiniz, “devriniz kapandı. Ben yine aynı Arguvan sevdamla ve o güzellikleriyle birlikteyim. Arguvan, festivalleriyle ve çağa yakışan değerleriyle, daha da güzelleşecek, büyüyecek, tezden kendine yakışan dünyada ki  önemli yerini alacaktır diyorum…
Günümüzün Sayin BaşkanI “Hüseyin TASTAN” ve Vakfın Yeni yönetimine işlerinde kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

Saygılarımla…
Festvallerin bir çoğunda bulundunuz, organizasyonu nasıl buluyorsunuz? Siz ve sizin gibi değerlerine Arguvan Türkü Festivali gerekli önemi ve değeri gösteriliyor mu? Eksikler fazlalıklar neler sizce?

-Evet festivallerin 3 de sağlık sorunum nedeniyle yurt dışında idim katılamadım diğer festivallerin hepsinde de acizane eserlerimle masamı açıp gelen dost ve misafirlerimle bol bol sohbet ettik. Hayır Arguvan’ın kendi değerleri gereken ilgiyi görüyordu diyemiyorum.
Bundan daha büyük eksik de düşünülmese gerek. Çünkü o festivallerin bel kemiği asıl kendi sanatçı düşünürleridir diye düşünüyorum..

Zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için www.RADYOARGUVAN.COM olarak sonsuz teşekkürlerimizi sunarız
– Asıl ben teşekkür ederim.

 

e-röportaj: www.radyoarguvan.com / Deniz Ç4MUR

By Radyo Arguvan

Radyo Arguvan 2006 yılından beri aralıksız olarak yayın yapan ve Arguvan'ı ve Arguvan kültürünü tanıtmayı kendisine esas görev olarak gören Web Sitesidir. Radyo Arguvan adında anlaşılacağı üzere, Arguvan Türkülerinin yayınlandığı bir Radyo Sitesidir. Arguvan Türkülerinin yanında Halk Türküleri ve Özgürlük Türkülerinede yer vermektedir. Kültür ve Sanatta Halktan yana Tavır koymayı benimsemiştir.

Bir cevap yazın