Image

1. Mayıs Emeğin Günüdür (İşçi Bayramı)
     
Image    1886 dan başlayarak  bir çok dünya ülkelerinde on binleri dava uğruna kurban veren işçi emekçileri 1910 yılında Paris de bir araya gelerek ‘1. Mayıs’ her yıl ’emeğin dayanışma  ve mücadele günü’, olarak ilan edilir ve bir çok ülkede o tarihten beri işçi bayramı olarak kutlanmaktadır.
     Türkiye de, Cumhuriyet döneminde bile hiç de değişmeyen sermaye yanlı iktidarlar henüz 1. Mayıs emeğin bayramı demeyi içlerine sindirememiştir.
     Ulusal kurtuluş savaşı sonunda devrim yapılır,  eski hukuk düzeni kaldırılır,  ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ denir,  Cumhuriyet’ kurulur ve yeni bir anayasa ile de sistem yenilenir.
 
  1924  Anayasası:  
   Md. 1-   Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.
   Md. 2-   Devletin şekli Cumhuriyettir.   
  
  1961 Anayasası:
   Madde  2.  Cumhuriyetin Nitelikleri;
   Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan Milli, Demokratik, Laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

   1982 Anayasası:
    Madde  2:
    Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru Milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan Demokratik, Laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
   
     Her üç Anayasanın da son cümlelerinde açıkça belirtildiği gibi TC  Demokratik, laik, ve sosyal bir hukuk devletidir, der ve satırlar arasında sıkı sıkıya durur.
   
    Öyleyken; Cumhuriyetin Anayasa önünde oluşan ilk meclis.

     Tüccar           40
     Çiftçi             32
     Gazeteci         11
     Memur            44
     Belediyeci       13
     Subay            53 
     Müftü            14
     Müderris         13   (Eğitici)
     Şeyh             10
     Aşiret             5
     İşçi                1
 
     Bu meclis Türkiye’nin iktisadi geleceğini belirlemek için 1924 İzmir iktisat kongresini hazırlıyor. Kongrenin havasına Anadolunun ve o günün İstanbul’nun varlıklı sınıf temsilcileri egemen olur.
     Bu kongrede toplumun en önemli kesimi işçiler ve onlar adına mecliste tek olan vekilin öne sürdüğü talepler red edilir.  ‘Türkiye de örgütlü bir işçi kesimi yok’ denilir.
  
     Halbuki; Osmanlı döneminde 1835 yılında Bursa da  ‘Fes hane’ ve Çuha Fabrikaları üretime  geçmişti bile.
      Bu fabrikalarda işçilerin sendikaları yoktu, fakat yaşam ve çalışma koşullarını geliştirme mücadelesi ilk günlerde başlamıştı.
      1845 de çıkarılan  (Polis Nizamnamesi) ile sendikal örgütlenmeye ilk yasak konur.
      1871  yılında ilk işçi örgütü  (Amele Perver Cemiyeti) kurulur.
      1872 yılında ilk işçi grevleri gerçekleşir.
 Katılan İş alanları;
-Kasım Paşa  Tersanesi
-Ömerli Burgaz Demiryolları  işçileri
-İzmit Demiryolu işçileri,  Bu grevlere örgütlü olarak katılmışlardı.
 
1909  da işçi hareketleri  ‘Tadili Eşkal Kanunu’ ile yasaklanıyor.
    1920 den sonra sendikal örgütlenme yolunda atılım yapan işçiler 23 Kasım 1923 de  Ankara İstanbul çevreleri birleştirilerek  ‘Türkiye Amele Birliği’ kurulur, bu birliğin 30 dan fazla kuruluşu ve 30 binin üzeride üyesi vardı.
      Yine bu birlik günün iktidarı tarafından tanınmıyor ve kapatılıyor.
      İzmir iktisat kongresinde bu gerçekler görülmüyor, Türkiye de örgütlü işçi  sınıfı yoktur denilip çalışanlar adına öne sürülen talepler red ediliyor.  
      1925 Türkiye Amele Birliği kapatılır, tüm işçi örgütleri yasaklanır, temsilcileri tutuklanır. Akabinde  1 Mayıs Bahar Bayramı olarak ilan edilir.
      Yasanın adı;  (Takriri Sükun Yasası)
      Yasaklarla hiç bir dönem hakların önü kesilememiştir, o nedenle hak sahipleri ile sistemciler devamlı kavgalı olmuşlardır ve bu inat ne yazık ki bazı ülkelerde günümüze dek de sürüp gitmektedir.
      Bu yasaktan sonra, işçiler yaygın grevlerle yasakları yanıtlarlar. ‘Tütün İşçileri-İstanbul Tranvay İşçileri,  Zonguldak Maden İşçileri, Doğu demir yolu İşçileri,  Bira Fabrikası İşçileri , Aydın Demir yolu İşçileri, İstanbul Matbaa İşçileri, ‘Takriri Sükun yasasına rağmen mücadelelerini kararlı bir şekilde sürdürürler.
     1936 yılında çıkarılan iş yasasıyla sendikal örgütlenme yerine İşçi Temsilcilikleri kuruluyor ve aynı tarihlerde Faşist İtalyan ceza yasalarından alınan 141-142 ile her türlü sınıfsal örgütlenme üzerine yasaklar yasalaştırılıyor.
     
    1938 de işçilerin sendikalaşma hakkına bir yasak daha getiriliyor (Cemiyetler Yasası) bu yasayla işçi örgütlenmesi dışında her türlü cemiyet kurma serbest bırakılıyor.
     İkinci Dünya Savaşının sona ermesiyle tüm dünyada sendikal örgütlenme alanında önemli adımlar atılıyor. 3 Ekim 1945  Paris’te 56 ülkede 64 Milyon emekçiyi temsil eden (DSF) Federasyonu kuruluyor.
     Türkiye de o tarihlerde 1946 Haziran da cemiyetler yasasında değişiklikler yapılarak sınıfsal temele dayanan cemiyet kurmak serbest bırakılıyor.
     Kısa zamanda, çok sayıda işçinin örgütlenmeye yönelmesi bir çok sendikanın kurulması iktidarı rahatsız edip  telaşa düşürüyor, aynı yılın Aralık ayında tüm işçi sendikaları kapatılıyor ve çok sayıda yönetici tutuklanıyor.
    Ancak sürdürülen işçi direnişleri karşısında 1947 de sendikalar yasası çıkarılıyor, grev ve toplu sözleşme hakkı tanınmıyor.
    1947 de Maden İş 1948 de İstanbul İşçi sendikalar Birliği, 1950 de Hür İşçi Sendikalar Birliği kuruluyor. Grev ve toplu iş sözleşmesi olmamasına rağmen birlik olma sorunu doğuyor ve (Türk İş) kuruluyor. O tarihlerde Amerikan İş Federasyonunun bu konuda rol oynadığı da çalışanlar arasında konuşulmaktaydı.
     27 Mayıs 1960 askeri müdahaleden sonra hazırlanan Anayasa da  (1961) grev ve toplu sözleşme hakkı tanındı. Ancak; bunu düzenleyen yasa çıkarılmadı.
    O hakkın elde edilmesi için büyük Saraçhane mitingi, yapıldı. 1963 e kadar 40 ın üzerinde gösteri ve grev gerçekleşti.
    Grevlerin  kamuoyuna geniş etkisi sonucu 24.07.1963 günü  (275) sayılı ‘Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt yasası’ çıkartıldı.
     Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor.  ‘Anayasa da olmamasına rağmen 275 sayılı yasanın arasına lokavt yasası sokuşturuluyor.
     O tarihlerden 1963 sonra toplu iş sözleşmesi döneminin başlamasıyla Türk İş yönetiminin işçilerden uzak uzlaşmacı tavrı tabanı rahatsız etmeye başlamıştı.İskenderun Batman boru hattı grevini bakanlar kurulu ertelediğinde Türk İş grev yasa dışıdır, diyerek bildiri dağıtıyor. İkinci gününde Danıştay erteleme kararını durduruyor, ‘grev yasa dışı değildir’, deyip karar alıyor.
     Türk İşin bu oyunlarına daha fazla fırsat vermek istemeyen bir bölüm işçi  (13 Şubat 1967 de Devrimci İşçi Sendikaları (DİSKi) kuruyor.
     Tabanın söz ve karar sahibi olma ilkelerini savunan DİSK hızlı bir şekilde büyüyor.
     DİSK verdiği savaşımlarda bu ilkeleri özverili bir şekilde hayata geçirmişti.
     Emekten yana gelişen bu harekete dayanamayan AP iktidarı uzun zaman savaşımlarla kazanılmış 274 sayılı sendikalar yasasını ve 275  sayılı toplu iş sözleşme ve grev yasasını değiştirerek büyüyen DİSK’i ortadan kaldırmaya çalışıyordu. 11 Haziran 1970 de yasa değiştirilir.
     Unutulmayan tarihi; 15-16 haziran bu değişikliğin yanıtı olsa gerek.
     Aynı zamanda bu hareket işçi sınıfı tarihinin önemli bir parçasını oluşturmuştur.
     Anayasa mahkemesi bu değişikliği anayasaya aykırı bularak bozuyor.  Ona rağmen, 12 Mart 1971 Muhtırasıyla tekrar yasa yürürlüğe konur.
     Sıkı yönetim ilan ediliyor, binlerce emekçi ve emekten yana olan yurttaş zindanlara atılıp işkence ediliyor. Demokratik tüm örgütler kapatıldı ve Devlet Güvenlik (DGM) Mahkemeleri kuruldu.
     1973 – 1975 dönemi referandumların yoğun bir biçimde uygulandığı dönemdi.
     Sendikalar Türk İş ten Disk’e geçiyor. Buna da, iktidar ‘referandum yasa dışıdır’, deyip Yargıtay kararı ile yasa dışı ilan edilip  engelleniyor.
     1 Mayıs 1977  Taksim kutlamalarında  işçiler 34 can kurban verdi. Cumhuriyet döneminin emeğe karşı işlenen ayıplarından birisi de bu idi.
     1978-1979-1980  Disk’e saldırılar yoğunlaşıyor.  Demokrasiden yana olanların MC iktidarına karşı verdiği mücadeleden sıkışan taraf 12 Eylül 80  günü iktidarı askeri cuntaya devreder.
    Cumhuriyet döneminin en büyük işçi kıyımı işte bu dönemde oluyor. 30 bin işçi sakıncalı görülerek işten atılıyor, temsilciler tutuklanıyor, idamla yargılanıp işkence görüyor. Bir o kadarı da siyasi mülteci olarak yurt dışına kaçıp sığınıyor.
      İşçi Sendikaları Konfederasyonu  (Türk İş) askeri faşist cuntaya genel sekreterini bakan olarak veriyor. Bu da dönemin öbür büyük bir ayıbı.
       Cumhuriyet döneminde, sermayenin iktidardan indirmediği temsilcileri tarafından dünyanın gözüne baka baka, emekçi kesimin hukuksal hakları gasp edilmiş ve hunharca  hırpalanmışlardır.
      Hiç mi hiç, emekten yana işletilmeyen cumhuriyet Anayasasının sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde  (Md  49) da şöyle der.
     ‘Devlet çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanların çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak desteklemek, İşsizliği önlemeye ekonomik bir ortam için gerekli tedbirler alır.’  Anayasa böyle buyuruyor. 
      Ne yazık ki sistemin çarkı tam tersine hep sermayeden yana dönmüştür. Refah yol ve daha önceki hükümetlerde olduğu gibi, emekçiler 1. Mayıs larda meydanlara bırakılmadı, yasaklar altında dövüldü, coplandı hatta kurşunlandılar bile.
      Şimdiki AKP iktidarının İstanbul Valisi 2007 de ‘Taksime gidip 1 Mayıs kutlarsanız, sonuca katlanmayı göze alın’, demişti.
      Evet, sohbetlerimde 40 yıllık Almanya anılarımdan bazen söz ederim. 
      Yıl 1992, 1 Mayıs da Almanya nın Delmenhorst şehrinde Alman sendikalar birliği ‘DGB’ ile yürüyüş kolunda mitink alanına doğru yürüyoruz, bir baktık Vali Sayın Hoze paltosu dalında kollanmamış, ayak bağlarını da bağlamamış, yürüyüşe yetişsem deyip koşarak gelip bize katıldılar, bir arkadaşım Sayın valim ayakkabı bağınızı  bağlamamışsınız, der, ‘Önemli değil ilerde bir yerde  bağlarım’, demişti.
      Ha, orası o kadar güllük gülüsdanlık mıdır? Hayır, ama aradaki bu farkı da demeden geçersek haksızlık olur.     
      Nihayet;  tarihi boyunca onca eza ve cezalardan sonra, Türkiye emekçilerine elde etmek istedikleri, uğruna bedel ödedikleri 1. Mayıs’ı resmi tatil günü, ‘işçi bayramı’ olarak kabul edileceği doğrultuda haberler duyuruldu. İktidar ‘AKP ve muhalefette CHP. DSP sözcülerinin konuya yaklaşımları tüm TV kanallarında 17.04.2008 akşamı haber olarak verildi. Verilen sözün yasalaşması sabırsızlıkla beklenmektedir.
      Türkiye ve tüm  dünya da bu yolda canlarını feda eden emekçi yiğitlerimize minnettarız, öncelikle onları rahmet ve saygıyla bir analım.
      Evet; 1. Mayıs emeğin bayramı olarak yasalaşırsa, bu kazanım emeğinin değerini ve kutsallığını kazanıp korumak için bedeller ödeyen emekçilere aittir. Ancak; bununla tüm meseleler halloldu da diyemeyiz. Çünkü; tekeller emeği hiçe sayan sistemlerini silahlı güçlerle ‘polis ve askerle’ korumaktalar. 
      Gerçekleştiğinde, sevindirici tarafı 1.Mayıs, kolluk görevlilerine karşı kazanılmış yasal bir hak olarak kullanılacaktır. Emperyalizmin  yalakalarıyla dal kol attığı, sözüm ona emeğin düşmanı ‘yeni dünya düzeninde savaşçı, vurguncu, çapulculara karşı örgütlü ve güçlü olarak ‘1 Mayıs meydanlarında sesler daha da yükselecektir.
       Emek örgütleri öncülüğünde meydanlara koşup, ‘insanca yaşam koşulları için, coşacak olan tüm dünya emekçilerini 2008. 1.Mayıs coşkularını her alanda ‘saygı sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
    
Saygılarımla

By Ali Rıza Uğurlu

isaköyü

Bir cevap yazın