Büyük Ozan Aşık Mahsünini Şerif´i
Ölümünün 5, Yılında Saygıyla Anıyoruz

Çağımızın en büyük ozanı (Aşık Mahsuni Şerif) 17 Mayıs 2002 cuma sabahı
saat 4.20 de kaybetmiştik.
Ülkesinin ve halkının sorunlarını kendisine sorun eden büyük ozanın 1937 de
Maraş Avşin da dünyaya geldiğini kendisinden duymuştum.
Sayılamayacak kadar bizlere bıraktığı eserlerinde, huzur ve barış için çabaladı, dostluk istedi. Bu kavramların içini türkü sözleriyle doldurdu, taleplerinin hayata geçirilmesi için, yollar yöntemler önerdi.
Bir eserinde; Halkıma mı yanam, ben bana mı yanam, diyen büyük ozan, baskılara rağmen, inandığı doğrulardan dönmedi.
1972 de F.Almanya da Köln Şehrinde, ilk karşılaşmamız olmuştu. Sık sık köylüsü Doğan ın evinde buluşurduk. O büyük ustayı bol bol dinleme şansım olmuştu.
Bir gün bizi özel davet etti. Köln Şehrini ikiye bölen Ren nehri üzerinden arabayla geçerken şöyle dedi; çalım etme oğlum Ren benim de Yeşil Irmak, Kızılırmak ve Fıratlarım var.
Mahsuni Ülkesini çok severdi. Türkiye li bir ozan olmaktan kurur duyduğunu defalarca duymuştum ağzından. Fakat sistemin işleyişinden rahatsız olduğunu, düzeltilmesi için, söylenmesi ve yapılması gereken her şeyi yapmaya çalışacağını sık sık tekrarlardı.
1978 Nisan ayında Almanya nın Delmenhorst Şehrinde Dernek Başkanı olduğum sırada Aşık Ali Nurşani Rıza Aslan doğan ve kendisini konsere davet etmiştim. Sene 1978, 24 saat misafirim olmuşlardı. Bütün gece Hem konuştu, hem de çaldı okudu.
O sıralar sağda ve solda fraksıyonların çok olduğu bir dönemdi, önümü kesmek isteyenleri dinlemedim. Çünkü, o büyük ozan, yapılması gerekeni ozanlığına yakışır bir şekilde yapıyordu.
Aşık Mahsuni Şerif, Ülkesi Türkiye insanını sevdiği gibi, diğer ülkelerde haksız uygulamalara ve savaşlara da karşı çıkmıştı.

Amerika katil  derken Viatnam halkının bağımsızlık savaşını destekledi.
Hür yaşamak ayıp mıdır?
Amerika katil katil , deyip haykırdı…
Büyük ozanın şiirlerinden söz etmeye gerek görmüyorum. Bilmeyen, okumayan, yayınlanan ve yayınlanmayan eserlerini dilden dile, kulaktan kulağa, durmadan tüm okuyucularca çalınıp okunmaktadır. Gündemden de düşmedi ve ömür billah da okunacaktır.
Mahsuni Babay la -16 Ağustos 2001 Akşamı H.Bektaş törenleri için kaldığımız Avanos otelinde karşılaşmıştık. Davet edilen tüm sanatçılar oradaydı.
Mahsuni Baba da, Fatma sıyla, ayrı bir masada oturuyorlardı. Yaklaştım kucaklaştık, sağlığını sordum.
"Nasılsın imanım üstadım dedim?" sorma baba erenler, çalıştım uğraştım ölem dedim bir türlü beceremedim, zıkkımı dedi. "Yahu nede zormuş bu soyha ölüm, beceremedim", deyip şaka yaptı.
Üstad "bu iş beceri işi midir?" dedim, ne bileyim babam, bile bilmeye uğraştım, yapamadım işte, demişti.
Ne yazık ki, o büyük adam 17 Mayıs 2002 Cuma sabahı saat 4.20 geçe Almanya nın Köln Şehrin de, ziyarete geldiği bir dostunun evinde rahatsızlandı, kaldırıldığı hastanede dediği zoru başardı ve aramızdan ayrıldı.
Fakat (Mahsuni Şerif) ölmedi: Çağımızın büyük ozanı…
Pir Sultan lar, Kulhümmet ler, Nesimi ler, Yemini ler, Fuzulü ler, Edip Harabi,ler, Baba Veysel ler gibi, ekildi ve dikildi.

Mahsuni ye aramızdan fiziken ayrılışının 5, yılında saygı ve rahmetle anıyorum,
Ne diyeyim başka ne gelir elden?

-Ali Rıza UĞURLU-

By Ali Rıza Uğurlu

isaköyü

Bir cevap yazın