Aslında söze doğrudan böyle girdim ya, Ankara,İstanbul ve benzeri büyük kentlerde başta su sıkıntısı ile karşı karşıya kalmanın nedenini sağ olası o konuda yetiştirdiğimiz uzmanlar birden, zülfü yare dokunmayacak üslupla konuşmaya başladılar.
Bir asırdır fabrika bacalarının savurduğu duman ozon’u deldi, ağzınızı açmadınız,
Tabana inen güneş orman yaktı, can yaktı, toprak kurudu, Kuzey kutupta buzlar erimeye başladı, denizler 60 m yükselecek, dünyanın kaçta kaçı yok olacak, diyorsunuz. Şimdi mi aklınıza geldi?, yada, bazı sistem sorumluları halk tarafından ‘Yandım ALLAH su’ deyip sıkıştırılıyor, diye mi?, konuşmaya başladınız. Veya, şimdiye dek, kar eden sınıfın hatırı pahasına mı dilinizi yutmuştunuz. Bir avuç emekçi geçinemiyoruz dediğinde ‘işçi ekonominin kanını emiyor’ diyen dönemin başbakanına kılınız kıpırdamadı. Şu anda su sıkıntısı mı var?
Hadiyin, asıl çözümü ben söyleyeyim, yüreğiniz varsa sizde dayatın, ‘Nüfus köy kent kurularak Anadolu’ya yaygın bir şekilde dağıtılmalıdır’ Büyük kent ve çok uluslu şirketlerin ve onların iş ortaklarının işine geldiği yerlere iş sahaları kurulduğu gibi, kaldırılıp geri bırakılan yörelerimize taşınmalıdır. Üretim de rekabet amaçlı değil, ihtiyaca göre yapılmalıdır. N oldu?, zülfü yare mi dokundu. Aydınlar uzmanlar, Bunca sıkıntıları çeken emekçiler okuttu sizleri, şimdi ise, onların tüm vebalları sizin boynunuzda. Dediğim yörelerde su var, boşaltılacak büyük kentler de o zaman rahat nefes alacaktır.
Şu ana kadar, savunduğunuz patronlu dünyada ensesi kalınların, ne evinde su sorunu ve ne de güneş yaklaşıyor onlara.
Birileri diyecekler, ‘bilim adamları eleştirilmez,
Hani, 22 Temmuz’dan evel ‘Seçim var vatandaş’ deyip bazı gerçeklere dikkat çekmiştim ya. ‘Şimdi zamanı mı diyenler olmuştu.
Dünya da ki iğrenç tutum ve davranışlara kim seyirci kalıyor, hangi sistem bir avuç mutluluğa yağ ve yaltakçılık yapıyorsa, eleştiriden de öteye gücüm yetseydi, yollarını bile keserdim.
Ben ve hepimiz sınıflı doğmadık, sınıflı da ölmeyeceğiz, çıplak doğduk birkaç metre bezle de gömüleceğiz.
Şimdiye kadar sistemleri eleştirdik, baştakilerini suçladık, biri birimizi vurduk kırdık,
fakat, okuttuğumuz eğittiğimiz kimseleri omuzlarımıza aldık, saydık, koçumuzu koyunumuzu ayaklarına kestik, yedirdik içirdik. ‘Yalan mı?, onlar ise kime hizmet etti?
Alın terini sile sile, elde ettiği bir avuç kazançtan verdikleri vergiler sayesinde cebinize diploma, elinize çanta aldınız, hemen o anda da adam üstü adamız deyip sınıflı sisteme yamandınız. Dönüp bir o günkü ve bir de bu günkü resminize bakın, çoklarınız ayağı çarıklı başlamıştınız okula. Şimdi aynanın karşısına geçip de bir bakın kendinize, bir de dönüp sizi oralara oturtan emekçi baba ve dedelerinizin haline ahvaline bakın.
Benim isyanımı anlamak isteyen herkesçe gayet iyi anlaşılmaktadır. Bıçak kemiğe dayandı, dayandı da, bu güzel ortak dünyamızın havasını bozanlara tek kelime dahi artık yetti diyen yok.
Kim diyecek? Sorusuna yanıt ise yukarda. Benim gibi bir işçi, yada köylü dese de dinleyen olur mu?, diyorsunuz.

KÜRESEL SORUN VAR

Boşa ne şişersin be insan oğlu
Bir kez sen kendini bilemedin ki
Bir elden bir ele uçmak yetmiyor
Henüz bir yıldıza inemedin ki

Bu ilmin sonu yok sen neredesin
Atlar sıçrarsın ya henüz yerdesin
Bana kalır ise çok geridesin
Aklın hep kardaydı cayamadın ki

Eriyen buzların seli sezildi
Koca kutup alttan üstten delindi
Daha ne durursun her şey bilindi
Toplandın bir karar veremedin ki

Ay ’a gidip gelmek bir iştir sanma
Gökte gezip gelip bize kubarma
Dünyayı karartın boşa uğraşma
Güneşten öteyi göremedin ki

Aklın var bu çağda işi bilensin
Tehlikeyi dünden görüp sezensin
Bu korku kaygıya sebep de sensin
Yarınlar ne bekler diyemedin ki

Gezdiğin boşluğun neresindesin
Küresel sorun var ne peşindesin
Yeryüzü kurudu ne düşünürsün
Bulutları yere seremedin ki

Ali Rıza’m, ilme vermez mi değer
Gökten bakıyorsun gel de yeri gör
Yarınlar ne bekler inde haber ver
Yerde henüz bizi sevemedin ki
03.03.2007

Saygılarımla…

By Ali Rıza Uğurlu

isaköyü

Bir cevap yazın